20 Ocak, 2006

NAKIŞ ÜZERİNE AÇIKLAMA

Yorumlar kısmına yazdığım veçhile çocukların şubat tatili sebebiyle senelik iznimden aldım, evdeyim. Evde olunca da Ali bilgisayarda olmasa bile ablası ve ben geçince hemen bir ton proje ile geliyor, hadi beraber şuraya bakalım, şunu izleyelim diyerek. Neyse uzatmayayım şu an bir fırsat bulup yazıyorum. Bunu farklı bir nakış tarzı ararken satılık ürünler olan yabancı bir siteden almıştım. Geniş bir vakitte adresini bulup yazarım. Combined tekniği olarak geçiyordu. Hepinize sevgilerimle, hoşçakalın.


18 Ocak, 2006

ALİ FIRSAT VERİRSE

Şu an Ali ile dipdibe oturmuş büyük bir mücadele ile sayfamı güncellemeye çalışıyorum. Ali saniye başı verirmisin bana,yer değiştirelim mi Anne cümlelerini tekrarlıyor. Sol kolumun hareketi iyice azaldı, geniş bir vakitte yazmak üzere hoşçakalın....

16 Ocak, 2006

MERHABA


11 günlük bir aradan sonra hepinize merhabalar arkadaşlar. Bayramınız güzel geçmiştir inşallah. Biz Bursa'dan başlayıp, Sivas'ta biten bir seyahatten bu gece döndük. Çok iyiydi herşey. Bursa'yı bir yarım gün gezdikten sonra İnegöl Oylat'a gittik. Biz ordayken kar yağdı. Manzara çok hoştu doğrusu. Arefe günü Maraştaydık. Bayramın 3. günü sabah çıktık. Sivas'ta bayram çok canlıydı her zaman ki gibi. Hepinizi özledim. Bayram da yurt dışında olan arkadaşlar bir bir geçti kalbimden. Her gününüz bayram muştusu ile dolsun, mutluluklar hepinizin olsun. Muhabbetle.

05 Ocak, 2006

SOBELEMEYİ UNUTMUŞUM VE YARIN YAZAMAZSAM ...


Arkadaşlar sobelemeyi hep unutuyorum ben. Bu kez Sevgili Nagehan'ın hatırlatması üzerine farkettim. Oysa acaba kimi sobelesem diye düşünmüştüm de yazmazdan evvel. Sanırım yoğunluktan, iki arada bir vakit bulup yazmaktan oluyor. Bu iyimserce olanı. Ya da, ya da artık yaşlanıyorum!..
Buna gerçekçi olan mı desek, kötümserlik mi bilmem. Neyse efendim bir araba sözden sonra, yeni arkadaşlardan Sevgili Semra'yı ve Sevgili Tuhfe'yi sobeliyoruuuum.... Bekliyoruz efendim.... Sevgiler ikinize de.
Yarın biz yola çıkıyoruz kısmetse. Yazacak zamanım olmassa diye şimdiden bayramlarınızı kutlamak ve vedalaşmak istiyorum. Hepinizin çok güzel bir bayram geçirmenizi çok mutlu olmanızı diliyorum. Sevgili Tuhfe'nin ve Serramızın şahsında yurt dışındaki tüm arkadaşlarımızın bayram muştusunu en iyi şekilde yaşamasını ve bundan sonraki ilk bayramda memleketimizde geçirmelerini dualarıma ekliyor, mutlu günler diliyorum, hoşçakalın.

03 Ocak, 2006

FAYDALI BİLGİLER

Faydalı Bilgilerde Sevgili Serpil beni sobelemiş. Yazılanlardan pek farklı değil bildiklerim ama farklı olanları bulmaya çalışacağım. Sevgili Serpil'e teşekkürler.
1- Yayla çorbası pişirildikten sonra üzerine bir kaç fiske su serpilerek kapağı kapatılırsa üzerinde kaymakımsı bir tabaka oluşması önlenmiş olur.
2- Balık v.b. gibi mutfakta koku bırakan bir yemekten sonra şeker-tarçın karışımı bir tavada karamelize edilirse yerini güzel bir kokuya terketmiş olur. Nane-limon kaynatmakta aynı neticeyi verir.
3- Karnıbahar haşlama suyuna limon ve tuz ilave edilirse hem kokuyu alıyor hem de daha lezzetli oluyor. Süt ilave edildiğinde de kokuyu önlüyor.
4- Sulu köfte yapıldığında ya da içli köfte haşlarken suya ilave ettiğiniz limon dağılmasını engelliyor.
5- Son olarak mutfağımızda çörek otunu mümkün mertebe fazla kullanmaya önem verelim diyorum. Zira; mikrop,virüs ve mantarlara karşı öldürücü etkisi mevcut.İfraz boşaltma ve solunum borusunu genişletme özelliği var. Kan şekerini düşürüyor.Damar hastalıklarını önlüyor.Hazmı kolaylaştırıyor. Vücuttaki zehirleri süzerek atıyor. İdrar söktürücü özelliği ile safraya iyi geliyor.Yaraların çabuk iyileşmesi ve hücreleri yenilenmesini hızlandırıyor.Savunma sisteminin güçlendirilmesi, alerjinin önlenmesi, hormon ve ruh halinin sağlamlaştırılması, çocuklarda özellikle sinir ve deri hastalıklarına, astım alerjiye iyi geliyor.Yağı egzamaya iyi gelmekte. Damarları güçlendirdiği ve kan dolaşımını hızlandırdığından hemoroide iyi gelmekte.Hamile şikayetlerinin azalmasında,anne sütünün kaitesini artırmada, romatizma ve kolestrolün düşürülmesinde de faydalı. Ayrıca diş ağrısı v.b. ağrıların giderilmesinde de faydalı olduğu belirtilmekte. Peygamber Efendimiz (a.s.) " Çörek otuna kıymet verin.Zira o ölümden başka her derde şifadır." beyan etmekte. Sevgilerimle, hoşçakalın.

Yukarıda görülen resmi nette dolaşırken gördüm.Bana iki gönül bir olunca samanlık seyran olur atasözümüzün resmi gibi geldi. Ve düşündüm, giderek yükselen geçim şartlarında samanlıklar seyran olabiliyor mu acep hala diye... Kentte değilse de köyde, samanlık olmasa da mütavazi bir evde neden olmasın hala, demek istiyor gönlüm. Bizler de karınca kararınca destek olmalıyız diyorum. Önümüz kurban bayramı malum. Sosyal yönü kuvvetli olan bir bayram.. Hem ziyaretlerle gönüllerde sevgi çiçekleri açmalı, hem etin çok nadir misafir olduğu evlerde bayram etmeli çocuklar. Ülkemiz et tüketiminin avrupa ülkelerinin çok altında olduğu bir memleket. Bu da aldığı ücretle geçinmeyi mucizevi bir şekilde başaran insanlarımızın çokluğundan... Gelin bu bayram bir yoksul çocuğa bayramlık ve evine bir paket et ulaştıralım, güzelliklerin çoğalması adına.
Bu arada Portakalağacından Sevgili Hatice, Dilekçe'den Sevgili Dilek, Yoğurtlandan Fethiye , İpekkuşcu ve yanılmıyorsam Binnur bir organizasyon başlattı. Bloglar elele isimli. İlk olarak yatarak tedavi olan lösemili çocukların bölümündeki tv den tutun tost makinasına kadar tesbit edilen eksiklerin giderilmesi için bir atılım başlatıldı, arkadaşlarımızı kutluyor, hepimizi bu çalışmayı duyurmaya ve duyarlı olmaya davet ediyorum.Sevgiyle ve hoşçakalın.

02 Ocak, 2006

ABANT GEZİSİNDEN

Bu kadar kar manzarası yeter dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama bu tarz yerlere kar çok yakışıyor bana göre. Apayrı bir güzellik.Abant yazın da güzel ama kış ta çok yakışmış. Birgün blog arkadaşları olarak incecikten yağan bir kar eşliğinde Abant'ta buluşma dileği de benim için bu yılın ilk dileklerinden olsun.Sevgiyle ve hoşçakalın.

Bu manzaralar Abant'tan.Geçtiğimiz hafta sonu görev yaptığım yerin yöneticilere yönelik bir iş toplantısı gerçekleşti Abant'ta. Ozellikle de oğluşumun iştahsızlığı sebebiyle katılmak istemedim. Müdür arkadaşlarımızdan Süleyman Bey görüntülemiş.Ben de bazı kareleri sizlerle paylaşmak istedim.Altta karlı Abant yollarından bir köpekcik var ama tam açılmadı bir türlü.Aslında aktarmak istediğim birkaç güzel manzara daha var ama bugün yüklemek biraz sıkıntılı nedense.Önümüzdeki cuma gününden itibaren Bursa'dan başlayıp, en son Maraş ve Sivas'ta neticelemeyi planladığımız bir bayram tatiline çıkıyoruz.İnşallah yarın-birgün gelmesini beklediğim yeni makinam ile sizlerle güzellikleri paylaşmak kısmet olur.Hepinize sevgilerimle, hoşçakalın arkadaşlar!



28 Aralık, 2005

Bu gün bu kış manzarasını eklemek istedim sayfama.Karlı buzlu kışlara, yılsonlarına ve yılbaşlarına alışmışım ben. Hatırladığım ilk kurban bayramının bol karlı olmasından olsa gerek, kurban bayramı deyince diz boyu karları, bir günlük kardeşimi ve babam geliyor mu acabasıyla, bahçe kapısından sokağa uzanan ümid dolu bakışlar atan minicik bir kız çocuğuna, mazime uzanır hayalim. Acaba yine baksam bu bayram, yine uzanıverse bakışlarım kapıdan sokağa, görebilirmiyim uzaktan olsun siluetini...
Bir şairimiz şiirinde;
"Ölüm ölene bayram, bayramda sevinmek var,
Oh ne güzel bayramda tahta ata binmek var." der. Geçirdiğimiz yıldan ve yaştan hangi iyiyi yaptım, kötülerim hangisi, yeni yılda neleri daha çok yapmalı, neleri de hiç yapmamalıyım süzgecinden geçebilmeyi, ailemizde, çevremizde ve de halka halka dünyamızda sevgiyi, umudu, güzelliği yayıp, iyi insan olup, iyi atlara binip, bayram muştusuna ulaşmayı nasip etsin bizlere Yaradan. Hepinize sevgilerimle, hoşçakalın.

26 Aralık, 2005

ELMALI PASTA


Elmalı pasta daha önce yapıp kaydettiğim bir pasta. Kameram henüz dönmedi ve bugün hiç te iç açıcı olmayan bir haber aldım. Bu kodak marka bir ürün ve daha dört ay bile kullanmadım. Sürekli de çantamda, düşürmedim.. Arızalandıktan sonra üzerinde çin malı olduğu ibaresini gördüm aldığım yerle görüştüm, bunun sorun olmadığını sadece aynı standartlarla Çin de üretildiğini belirtip, garantili olduğu için servise gönderdiler. Servis düşürüldüğünü ileri sürmekte ve lensin bozulduğunu, tamiri yeni bir makinayla hemen hemen aynı olduğunu bahisle yeni bir ürün almamı önerdi! Doğal olarak canım sıkıldı o kadar para öde ve sadece dört ay kullan. Hani derler ya felek mustafaya yar olmadı yine!......

Gelgelelim sadede ve pastamıza; çok kolay bir pasta bu arkadaşlar. Öncelikle elmaları tarçın, karanfil, şeker ve bir fiske kırmızı gıda boyası ile pişiriyorsunuz ve eviniz mis gibi kokuyor bu arada dostlarım. Hazır pastatabanla yapmıştık Kızımla, pasta tabanı meyveli soda ile ısladık. Arasına mısır nişastası,süt, şeker ve 1 yumurtadan oluşan muhallebi ve ezilmiş badem sürdük.Üzerine kremşanti ve elmalarımızı ekleyerek dolapta biraz bekletip servis yaptık. Yukardaki çiçek bizim sanatkar ruhlu çiçekçimize ait. Bu çiçeği kameradan dolayı canımız sağolsun diyerek kendime ve siz aziz dostlarıma gönderiyorum. Sevgilerimle, hoşçakalın.

23 Aralık, 2005


Oğluşumun sağlığı ile yakından ilgilenen tüm teyzelerine çok çok teşekkürler. Dün hastaneye gittik, son iki haftada 6.kg vermiş. Aşağıdaki pembe tombiş yanaklar yok şimdi. Renkte sararınca iyice, kan tahlilleri yapıldı. Tahliller normal. Son geçirdiği gribe bağlı da olabilirmiş, psikolojik te olabilirmiş iştahsızlık. Dün gece 22 sularında bitti tahlil sonucu v.s. derken. Hastaneye yatırılacağım korkusu ile ucundan kıyısından yer gibi oldu. Bir de akciğer grafisi bakılacak. Bu gün ilaçlarını da aldık, hayırlısı bakalım teyze/ablalarımız....

22 Aralık, 2005

ÇOCUKLAR İÇİN


Çocuklar için hediye alternatifi ve değişik bir hediye çantası olabilir diye düşündüm. Malumu aliniz kameram henüz serviste netten gördüğüm ve beğenerek kaydettiğim güzellikleri paylaşmak istedim sizlerle..

Yorgun ve de yoğun ama güzel geçen bir gecenin ardından geç saatlere kadar uyuyamayınca ve de birazdan Paşamızı hastaneye götüreceğimiz için çıkmak zorunca da olunca çok acele yazan uykusuz ben sürçü lisan ederse affola.

Güzel ve uykusuzu da açıklayarak siz sevgili dostlarımı merak ta bırakmayayım. Efendim ben misafiri çok severim, hele de haberim olmamasına rağmen hazırlıklı bir günümdeysem değmeyin bana. Bu akşam bir telefon size geliyoruz diye... Ben peynirli-ıspanaklı gül böreğimin yanında tomurcuk çayına bir-iki de kakule atarak demlediğim çayımın ikinci bardağını yudumlarken... Neyse dedim ya vakit az tezelden yazayım misafirlerimi ağırladım onlar ikramları ve çayı beğenip tazeledikçe ben de sanki daha önce hiç içmemiş gibi eşlik ettim. Ne yapayım hani demişler ya; Essohbeti bila çay, Kelleyletü bila ay! Tercüme de edeyim hemen!
Bu Osmanlı zamanında söylenmiş yarı Türkçe bir tabir. Çaysız sohbet, Aysız geceye benzer! Ben de zaten işyerinde gelen misafirlere eşlik edeceğim diye tiryaki oldum ya.. Daha sonra gelsin uykusuz geceler... Söz ( Annemi karşımda hissettim) bir dahasına bitki çayına ağırlık vereceğim. Hepinize sevgilerle, ben hastane yollarına düşeyim. Hoşçakalın....

20 Aralık, 2005

GELİNCİK VE PAPATYA

Gelincik ve Papatya pano Anneciğimin oda duvarını süslüyor. Elde işlenmiş bir pano. Çin iğnesi, sarma ve tohum işi Annemin tabiri ile. Bana çocukluğumun becerikli hanımlarının mesut yuvalarını hatırlatır her baktığımda.

Bu arada dün nihayet Üsküdar'a gidebildim ve kameramı teknik servise bıraktım, yapılmasını heyecanla bekliyorum. Üsküdar'a kadar gitmişken Ali'yi Çamlıca'ya çıkardık. Oğluşum küçüklüğünden beri Çamlıca ve Florya'dan çok hazzeder. Çamlıca da büyüyünce uzun sarı saçlı gelinimizin elinden tutup gezecek. Bir üç- dört sene evvel elalemin gelinlerini çekiştirip damadın ben olayım mı o kötü diyerek damatları kızdırırdık! Florya da da malum komutan olunca bineceğimiz uçakları izleyip hayal kurmak...

Çamlıca da her yer, ağaçların üzeri lapa lapa karla kaplıydı... Bir süre oğlumuzla kar topu oynadık. Karlar hafif sertleştiği için Ali Bey kardan adam yapmaya muvaffak olamadı.. Epey oynadı iştahı açılmıştır diyerek restorana geçtik, acıktım deyince mutlu olduk. Küçükken önce "eşiiiiim", biraz büyüyünce "feşiiiiim" diye çağırdığı en son artık düzeltip "şefiiim bakarmısın" diyerek siparişini verdi, biz de verdik. Gel gelelim hiç birini yemeyince biraz uğraştık en sonunda pes ederek onu karla oynamaya gönderip, biz de bir çay içerek ayrıldık. O güzel manzarayı görüntülemeyince ilerde bir karlı güne erteleyip, en azından anlatmaya karar verdim. Hepinize güzel bir gün dileklerimle, hoşçakalın.

16 Aralık, 2005

ŞİRİN ŞEYLER

Yine geldik bir haftanın sonuna. Yarın beni yoğun bir gün bekliyor. Esasında bu hafta hep yoğun geçti. Dün akşam bir iş toplantısı vardı ve bitiş saati en azından benim için geç saatlerdi.
Hafta içi yine iş gereği Cemil Reşit Rey'de bir tanıtım toplantısına katılmıştım. Toplantı akabinde sahne alan Altın Kızlar çok dinlendirici ve hoş oldu bizim için. Benim ilk defa izleme ve de dinleme imkanım oldu ama çok beğendiğimi ifade edeyim. Bilmeyenler olursa; Altın Kızlar hem enstrüman çalıp, hem sanat müziği içra eden bir grup. Benim kameram müsait olmadığı için görüntü alamadım ama daha sonra arkadaşlardan alacağım bir kareyi ekleyebilirim. Sanat müziği sevenlere tavsiye olunur.
Bu şirinlikleri de başta Şirinyaramaz Candan olmak üzere, ilgi duyan herkese ithaf ediyorum. Bana iç açıcı ve hoş geldiler. Bu arada Ali Paşamızın iştahında çok hafif de olsa bir gelişme mevcut. Alakanızdan dolayı çok teşekkürler Teyzeleri/ Ablaları. Ellerinizden öper diyeceğim ama hiç öyle bir alışkanlığı mevcut değil ne yazık ki ! Kendi yerine kuzeni ve emireri Ayşe'ye öptürür sadece. Ayşe çok hürmetli bir kız, herkesin elini öper boyu ellerine yetişmese de ayaklarını kaldırır. Ali Bey çok gerekirse (!) mübarek başını uzatıp saçlarından öptürür o kadar. Sadece şarışın abla veya teyzelere yanaklarından o da nadiren. Sarışın niye derseniz bende bilmiyorum iki yaşındayken elinden tutup dışarı çıkardığımızda sarı saçlı birini görürse yanına gitmek için alabildiğine çekerdi bizi. Beş yaşında anaokuluna başladığında kendi öğretmenini esmer, ablasınınki ni sarışın görünce epey ağlamıştı herşeyin iyisi Mümüreye kötüsü bana.(Ablamızı hala kıskanırız) Sarı saçlı, rengili gözlü öğretmen ona, kahverengi saçlı, kahverengi yüzlü öğretmen bana diyerek. Neyse çok uzadı yine herkese iyi bir hafta sonu dilerim.

13 Aralık, 2005

TOP GÜLLER

Top güller benim sohbet örtüm. Bir araya toplanmış güllerinden dolayı bu isim geçti aklımdan. Yakın zamana kadar tüm dantelleri kaldırıp kullanılması daha kolay örtüleri tercih etmiştim. Ama dantel bir klasik ve insan bir süre sonra da olsa danteli tekrar görmek istiyor evinde.
Son zamanlardaki ahvalimizi de kısaca arz edecek olursam; bir önceki yazıda da bahsettiğim veçhile Ali'yi sanal alemden kurtarma operasyonumuz titizlikle sürdürülüyor. Bu arada Oğluşumun iştahı tamamen kapandı. Aşağı yukarı on gün içinde inanılmaz zayıfladı. Bizim uçlarda gezen paşamız neredeyse hiç bir şey yemiyor. En sevdiği şeyleri bile reddediyor. Geçmişte iştahsızlık neticesi hastaneye kaldırılma ve 13 günlük damardan beslenme hikayemiz de olunca tedirginlik artıyor.
Herkese güzel bir gün dileği ile...

Yine Melekten Peçetelik

Peçetelik Melek'ten. Bugünlerde Ali Beyimiz sanal alemde kalacak diye bilgisayarı açmıyoruz.(Kablosunu sakladık) İşyerin de de iş güç. Bunları da tam çıkarken yazabiliyorum.Sabah 06 sularında açarken kendilerine suç üstü yakalandım! Çok kötü oldu apar topar kapatırken duruma el koydu.Çok kısa oldu ama eve gitmek için çıkmak zorundayım.Hepinize sevgiler.

09 Aralık, 2005

Ben de on küçük mutluluklarını yazmaları için Sevgili Şennur'u, Sevgili Hülya'yı ve Münevver Ablamızı sobeliyorum!....

0N KÜÇÜK MUTLULUK

On küçük mutluluk ta Sevgili Serpil tarafından sobelendim. Nette gezerken belki birgün yapabilirim diye kaydettiğim uzakdoğulu bir hanımefendiye ait yukardaki eser bana on küçük mutluluğun resmi gibi geldi. Küçük mutluluklarda küçük ışıklar belki ama bir araya gelince gönül dünyamızı aydınlatıyor.
1-Bizleri iyilik ve doğruluk esası üzerine yetiştirmek için insanüstü bir gayret sarfeden, kendileri de bu konuda bize model olan bir annem-babam olduğunu hatırladığım her an içimde bir genişlik ve huzur hissetmem.
2-Çevremdeki insanlara ufak ta olsa bir konuda yardımcı olabildiysem veya bir ikramda bulunabildiysem mutlu olurum.
3-Bir kitabevinde dolaşmak, kitapları incelemek ve tabii almak.
4-Tatlı ile pek arası olmayan biriyim. Hatta çayıma, kahveme şeker atmam. Ama İşyerinde çekmecemde veya çantamda kahveli,limonlu şeker varsa çocukluğumdan beri arada sırada yemekten ve pek mutlu olurum.
5-Annemin sesini duyabilmek, hele de sağlıklı ve mutlu olduğunu hissedersem çok mutlu olurum.
6-Çocuklar sağlıklı ise, onlar için güzel bir şeyler yaptıysam, okul v.s.nin iyi gittiğini hissediyorsam.
7- Eşim eve erken gelebildiyse. (Bu tarihi olay pek yaşanamaz ama. Geç saatlere kadar ha bire koşturan işkolik bir eş.)
8- Kardeşlerimin sağlıklı ve mutlu olduğunu düşünmek.
9- Gittikçe materyalistleştiği hep ifade edilen dünyamızda kalbi işlerin de gerçekleştiğini duymak.Mesela; ülkemizde yok sanırım ama, ölümcül hastalığa yakalanmış çocukların son arzusunu yerine getirmek üzere kurulmuş bir derneğin varlığı. Ya da ülkemizde de varolan hastane tedavisindeki kanserli çocuklara bir nevi gönüllü annelik yapan grupların varlığını ve faaliyetlerini duymak.
10-Beni her türlü maddi şartlardan uzakta, gerçekten seven dostlarımın olduğundan emin olmak.Bir bloğumun olması ve burada da güzel dostluklar yaşamak beni çok çok mutlu ediyor. Yine blogumdan bana ulaşabilen bir on yıldır görüşemediğim arkadaşım Hatice ile bu vesile ile görüşebilmek. Sevgili Serpil'e teşekkürler, herkese sevgiler.

06 Aralık, 2005

ÖZEL GÜNLER YAKLAŞIRKEN


Ben bu hafta evdeyim. Tüm sırada bekleyen görüntülerimi işyerindeki bilgisayarıma aktarmıştım. Hazır gün ışığı saatlerinde evdeyken güzel fotoğraflar çekerim diye düşünüyordum ama ne oldu bilmem, kameramda bir problem var.Yarın çarşıya çıkıp bir göstereceğim. Vermeyince mabud, neylesin sultan mahmud diye boşuna söylememişler elbet atalarımız...
Hafta sonu boğaziçinde okuyan yeğenim bir süpriz yapıp tek başına bizlere gelebildi. O ilk defa milli olurken, biz de çok mutlu olduk. Derslerden fırsat bulup çıkamamıştı yurttan. Çıkacağı zaman eniştesi alıyordu kızımızı. Ispanaklı böreği çok özlemişti yavrucuğum. Alel acele yaptık. Pazar günü bir arkadaşımızın yakını olan ve çok uzak bir ilimizden gelip onkolojide yatan bir hastayı ziyarete gittik. İşini sanat gibi yapan çiçekçimiz güzel bir buket hazırladı. Adamcağız çok mutlu oldu. Hastalığı son safhada. Hastane ziyareti bizlerin haline şükretmesi, karşı tarafı da mutlu etmesi açısından çok mühim. Böyle güzelliklere yol açtığından olsa gerek Peygamber Efendimiz; hasta ziyaretinde bulunanlara gün boyu meleklerin Allahım bu kulunu affet diye dua ettiklerini beyan ediyor.
Dün portakal ağacından gelin kurabiyeyi yaptım. Tavsiye ederim. Pişmeye yakın çalan telefon sayesinde benimki beyaz olmadı. Allı gelin oldu! Ama tadı güzel. Zaten Türklerde eskiden gelinler kırmızı giyermiş!
Bu kartpostallar çok hoşuma gitti.Malum hediye günleri yaklaşıyor. El yapımı kartpostallar hazırlasam diyorum. Bu sms ve mailler çok sanallaştırmasın dostluklarımızı diye ama bakalım inşallah kısmet olur.Güzel bir gün geçirmeniz dileği ile.

02 Aralık, 2005

CEVRİ FELEK SEHPA ÖRTÜSÜ

Feleğin her cevrine tahammül gerek, madem ki çile de sefa da müşterek gibi bir söz hatırlıyorum.Ama içimden bir ses bu söz biraz farklıydı yanlış hatırlıyorsun diyor. Lakin; en azından mana itibariyle bu şekildeydi diyorum. Bu sehpa örtüsü iğne oyası malunuz. Görev yaptığım işyerine mali durumu iyi olmayan bir kadıncağız yapıp getirmiş, arkadaşlarım bir takım da benim adıma almıştı, bir kaç sene evvel. Yapan kişinin durumundan mı, modelin şeklinden mi bilinmez içimden bu ismi vermek geldi. Hepinize iyi bir hafta sonu diliyorum.

01 Aralık, 2005

Yıldız Çiçeği Sandık Örtüsü

Yıldız çiçeği sandık örtüsü Melek'in. Bana çocukluğumdaki evimizin bahçesindeki yıldız çiçeklerini hatırlattığı için bu ismi vermek istedim. Rahmetli Babacığımın yetiştirdiği sarı, bordo, beyaz yıldız çiçekleri... Ablamın mahallenin çocuklarına bila bedel dağıttığı, benim yüksek ticaret ruhuyla(!) mütevazi oyuncaklar karşılığında verdiğim, Ablamın Babama haber vermesi neticesi ortaya çıkan ve sahiplerine dağıtılan oyuncak stoğum... Başka çiçekler de vardı bahçede o yaz ama en bol olanı yıldız çiçeğiydi. Şimdi ki çocuklar bir apartman dairesi içinde insiyatif (!) de geliştiremiyorlar. Oysa biz koskocaman bahçe, avlu kısmı, Annemin işbilir bir komşumuza, bilmem hangi köyden getirterek yaptırdığı tandır evinin teras gibi kullanılan kısmı, çatı, bunlara ilaveten pek sokağa çıkmamızı uygun görmeyen Anneciğimin verdiği özel izin saatlerinde arkadaşlarımızla oynadığımız boş arsa. Mahallede bulunan nadir tandır evinin bizde olması hasebiyle komşu hanımlar maheretli hamurişleri yaparken, yanları sıra gelen mahalle arkadaşlarımızla ne insiyatifler geliştirirdik. Bahçeden toplanan sebzelerle yaptığımız ve dünyanın en leziz yemeği gibi gelen salatalar, bebeklerimize dikilen elbiseler, doktorculuk oynarken dilimize sürdüğümüz yer elması yaprakları ile sergilediğimiz kanlı-canlı oyunlar. Mahallenin bedelsiz manavı vazifesini gören bizim bahçeden, yine benim önderliğimde gelenlere artık para ile verdiğimizi belirterek yine mütevazi kazançlar sağlarken, muhtemelen Ablamın en sonunda fark etmesi ve içerde düğünü yakın kızlara gelinlik diken Anneme haber vererek yine noktalatması... Bugün tüccar falan olamadımsa sebebi Sensin Ablacığım yaa desem haksızmıyım ki. Sevgilerimle.

Gönlübir Oda Takımı

Gönlübir demek istedim bu modele. Gönülden gönüle uzanan bir tel gibi gelir birleşim noktaları. Bugün çok yorgun ve uykusuzum, arkadaşlar. Bir kere hala Ramazan Ayı'ndan beri hergün sahur saatinde uyanıyorum. Saat 04. suları ben ayakta. Yorgunluk, uykusuzluk, geç yatmak hiiç etkilemiyor. Sanki beynimde bir çalar saat var beni aynı saatta uyandıran. Hayatım boyunca böyle bu iş. Bazı zamanlarda da birgün bir vesileyle uyuduktan faraza üç saat sonra uyandıysam, ertesi gün üç saat geç yatsam, yine üç saat uyuyup- uyanıyorum. Eh uyanınca da hemen uyuyamam. Çoğu kez uyumak istemem ya da. Aaa madem uyandım gündüz bakamadığım falan dergiyle gazeteye göz atayım. Bu akşam haberleri dinleyemedim haber kanallarına bakayım- Annemin tabiri ile sanki Türkiye'yi ben idare ediyorum kaçırdığım bir nokta kalmasın.- Yeni aldığım kitabı okuyayım. Dua edeyim bu saatte iyi olur. Geçmişlere, Anneme, Ali'ye, F.Ablanın oğluna v.s v.s. Aaaa iş vakti geliyor. Ne çabuk geçmiş zaman, akşamda zaten Ali'yle Kadıköy'den 21'i geçiyordu döndüğümüzde ve geç uyuduk. Bugün de Kızımı etütten alacağım aynı saatlerde. Ama ben çok yorgun ve uykusuzum. Hergün hergün de aynısı olunca.Sızlanıp da beni kızdırma diyorum, başına silah mı dayıyorlar madem öyle kalkma! Bugün kendimle kavga ediyorum sanki. İnsanın kendine ettiği iyilik veya kötülüğü kimse edemiyor gerçekten. Neyse dostlarım dantele gelecek olursam, bu benim çeyizimden ama yeni kullanmaya başladım. Haticeciğim msn adresi alayım da artık hem Seninle, hem de netten arzu eden can dostlarımla görüşürüz inşallah. Sevgilerim hepinize, kendim hariç, bugün ona kızgınım zor bakıyorum dosyalara!...

29 Kasım, 2005

BANA ELİŞİNİ SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM

Arkadaşlar Merhaba;
Sevgili Şennur Hanım tarafından sobelenmiş bulunuyorum. Dilim döndüğünce, 'elim döndüğünde' yapabildiklerimi arz etmeye çalışayım.
İlk elişi yapmaya ne zaman başladınız? Neyi kimden öğrendiniz?
İlk elişi maceramı hatırladıkça, hala hem güler, hem bunalırım. Zaman zaman Anneme ve Ablama sitem ederim aceleniz neydi diye. Neyse gelelim sadede. İlkokul birinci sınıfa henüz başlamıştım ki elime bir dantel başlayıp verdiler. Okuma yazmayı hemen öğrendim diye derslerime engel teşkil etmeyeceği beyanı ile. Aldım danteli elime, başa kadar örüyorum lakin oradan nereye gideceğimi bir türlü akıl edemiyorum. Yani dönme işlemi gelmiyor aklıma. Ama örmem gerekiyor, fakat işin içinden çıkamıyorum. Mahalleden sınıf arkadaşlarım var, benden iki yaş büyük ama ben okul gayretlisi ile aynı sınfta. Onların ödevlerini yapıyor, onlarda benim danteli örüyor. Ama nafile Annem o düzgün örgüyü, öğretmenim de o düzgün yazıyı tanıyor. Biri verilen işi başkasına yaptırıyorum diye bana, diğeri de küçüğüm diye zorla mı yaptırıyorlar diye arkadaşlarıma kızıyordu.
İlk yaptığınız elişini saklıyormusunuz? Fotoğrafı var mı? Peki en çok sevdiğiniz elişi hangisi gösterebilirmisiniz?

O olay dantelimi Annem Ablamın çeyizinde bir seccade ayağına dikti. Ancak o kadar örebildiğim için. Ama fotoğrafı yok. Ondan sonra bir iki oya ördürme teşebbüsü olduysa da 'subay sırması' 'fare dişi ' gibi ben ısrarla 'dut oyası' öreceğimi belirterek yarım bıraktım. Elişi uzmanı Ablam da dut oyasının kaba saba bir model olduğunu belirterek başlamadı. Ben de mutfak elbezi ve tutaç dışında, yine Ablacığımın deyimi ile' ince iş 'yapmadım, taa ki ortaokulda kız meslek lisesi orta bölümüne yazdırılıncaya kadar. Ablam her fırsatta benim kadarken, yani ilkokul 2'ye giderken çanta ördüğünü benim çok 'dayak' (eli ince işli olmayan) olmamdan korktuğunu ifade ederdi. Ben de ördünde çok mu iyi oldu Annem kıymayı içinden çıkarıncaya kadar işi bitti, perişan oldu diyerek cevaplardım. O da Senin lafına laf yetmez diyerek kızıp, susardı.(Sıcak bir yaz günü o vakitler evden epey uzakta olan kasabımızdan aldığımız 2 kg. kıymayı zorla ufacık çantaya yerleştirmiş, eve geldiğimizde Annem çıkarabilmem için çok uğraşmıştı.)
Kız Meslek Lisesi orta kısmında okudum. Bir çok elişleri ve dikiş öğrendim. Nakış dersinde yaptığım mutfak takımını Annem şu an kullanıyor ama fotoğrafı yok, elimde. Antika yapıp işlediğim zıbınları da 'sonradan olan' kardeşim Mesutcuğuma giydirmiştik ve çok mutlu olmuştum. Ortaokul bittiğinde konu-komşuya etek v.s. dikiyor, paramla kitap alıyordum.Okumaya hala çok düşkünüm. En fazla uğrak yerim kitapçı ve sahaflar.

Günde elişine ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
Çalışan ve biri hiper iki çocuk annesi olduğum için sanırım, her gün elişi yapan bir hanım değilim.
Ama emekli olduğum zaman Şennur Hanım ve Münevver Abla gibi çok güzel işler yapmak istiyorum.
Bilmediğiniz veya öğrenmeyi istediğiniz elişi var mı?
Bilmediğim çok fazla elişi var. Obje boyamayı öğrenmeyi çook istiyorum. Bu konuda Şennur Hanım'dan rehberlik talep etmeyi düşünüyorum. Bir de yakınımızda bir ebru kursu gördüm. Orayla görüşüp, cumartesi günleri kurs varsa ve Alişim ile babası ilgilenebilirse ebru öğrenmek istiyorum.Çok ihtimalli bir iş dostlarım ama. Oğlum biraz daha büyüdüğünde ömrüm olursa tabii Beykoz'a gidip cam sanatı kurslarına katılmak istiyorum. Neyse fazla uzatmıyayım Arkadaşlar bende dilek ve istek listesi bir hayli çok, tezhip, hat neler neler....

"Bundan sonra sadece tek elişi tarzında çalışacaksınız" desek, ne seçersiniz?
Nakışı seçerdim. Çin iğnesi, Türk işi, aplike ve kanaviçe derken şimdi kurdele nakışı, bir dalda onca çeşit olduğu için. Bu aralar Şennur Hocamın güzel anlatımı ile, sevdiklerime bayram hediyesi işliyorum kurdele nakışlı.
Sizce en zor işi hangisi ve neden?
Zürafa yapmayı biliyorum sadece ama, sanırım çok sabır ve emek istediği için iğne oyası diyeceğim.
Yaptığınız elişleriyle ilgili "mutlaka olması lazım" dediğiniz birşey var mı? (Renk,model,kullandığınız aletler, yardımcı unsurlar vb.)
Şu an hatırıma gelen bir husus yok. Lazım olan malzemeleri alır, o işten yakın zamanda yapmayı planlamıyorsam kalan materyeli kız kardeşlerime veririm. Onlar, şu an çalışmadıkları ve sürekli elişi yaptıkları için kısa vadede işe yaramasını isterim.

Yaptığınız örneklere isim nereden buluyorsunuz?
Her zaman isimlendirmiyorum sanırım ama, içimden gelen, şeklini benzettiğim ya da o an ki ruh halimi yansıtan bir isim olabiliyor.
Kim olduğunu söyle, sana elişini söyleyeyim!
1-Mümkün olsa şu şöyle olsa dediğin bir fiziksel özelliğiniz var mı?
İç güzelliği geliştirmeye çabalarım elimden geldiğince. Özündeki güzelliği yansıtan ama yüzünü görmediğim Siz sanal dostlarımı çok sevdiğim gibi. Ama Allah'a şükürler olsun şöyle olsaydı dediğim bir husus yok. Zaman zaman alıp-verdiğim kilolarım üniversitedeki gibi bir ayarda dursa isterdim. Ama bu da kişinin elinde olan bir olay.
2- Kendinde beğendiğin özelliğin nedir?
Bunu bugün öğlen tatilinde arkadaşlarıma sordum. Aldığım cevaplar kısaca; bir toplantı v.s. konuşurken kendimi, birimimi kısacası yapmak istediklerimi iyi ifade ediyormuşum. Fedakar ve vefalı olduğumu söylediler. Mantıklı ve azimli olduğum ifade edilir.
3-Keşke böyle olmasın dediğiniz huyların var mı?
Onu da Annem söyler (kızarken) kafasına koyduğu bir şeyi ya yapacak ya ölecek der. Ama her şeyi kafama koymadığım için çok sık yaşanmaz. Kardeşlerime çok düşkünüm diye Senin kendi hayatın yok mu diye kızar. Çok daha sabırlı olmak isterim bu benim tesbitim. Hareketlerimi mantığım belirler ama içten içe çok duygusalım. Ama sevdiklerimle, hak edeni karıştırmamaya büyük özen gösteririm.
4- Bu soruyu sizler cevaplayacaksınız.(Okuyucular, arkadaşlar) Sanal demek istemiyorum internetten dostlarım sizlerle önceden belirleyeceğimiz bir yerde buluşacağız desem, beni kafanızda nasıl canlandırıyorsunuz. Nasıl birini gördüğünüzde "işte bu Sema...." dersiniz?
Ben de ev perisi Şükran'( eğer geç kalmadı isem) kader'i ve Nalan'ı sobeliyorummm........

28 Kasım, 2005


Bunlar Filiz'den kırkyama modelleri. Filiz, fakülte bittikten sonra kırkyama kursuna gitmişti.Kendine yatak örtüsü, örtüler yapmıştı. İlk olarak bana yastıklar yapmış fakat ben onları minder olarak değerlendirince (!) önce biraz sitem etmiş sonra kendine de minderler yapmaya başlamıştı salona yere ve mutfak masasının sandalyelerine. Ben bu sefer mutfak minderlerini ve mutfak eldiven ve tutaçlarını görüntüledim.

24 Kasım, 2005

Nice Mutlu Yıllara Oğluşum

Ben bu sayfayı oğluşuma ve Fethiye(Acemice) nin şahsında öğretmenlere ayırmak istedim. Aslında 22 Kasım doğum günümüz. Hafta içi Babası geç geldiği için biz de Tuhfeler gibi Pazar günü kutladık. Her sene okulda kutlandığı için önce kabul etmek istemedi paşamız. Sonra dayısı,teyzesi ve onlarınve de tabi bizim vereceğimiz hediyelerin cazibesine kapılarak kabul etti.Pastamızı hazır aldık. Zira dayımız ve teyzemizi ailece yemeğe davet ettik ve pastayı hazır aldık. Hiç ağzına sürmediği pastanın muzlu-karemelli olmasına karar verdi. Eve getirince etrafına geyik,at,inek,fil,gergedan, zürafa gibi bilumum hayvanları dizdik. 7 mum ve maytapları hazırladık. Annesi çorba,z.sarma, fırında palamut, fırın arzu etmeyen zevat için tava çinekop, yeşil salata, sarımsak soslu roko gibi mütevazi bir sofra hazırladı, zira; bir önceki gün yağmurda-yaşta ve akşam trafiğinde üstelik otobüsle karşıya geçip, babamız ile buluşup yeğenimiz İnanç'ı yemeğe götürmeyi kafasına koyduğu için 3.5 saat yollarda kalıp, kah ıslanıp, kah kalabalıktan nefes alamayarak en sonunda dileğine ulaştığı ve eve de geç döndüğümüz için yorgun bir pazardı O'nun için. O tabii ki ben oluyorum. Kameramı şarz etmeyi unuttuğum için fotoğraf çekemedim ve Oğluşumun en beğendiği fotoğraflarını koymaya karar verdim. Tam iki kez mumlar yanıp, söndürüldü. İyi ki doğdun sedalarının kuvvetli çıkmasına özen gösterdi oğluşum. En çok da geçen yaz kardeşimin düğününde kendisine kalmadığı için uğruna savaşabileceği maytaplara sevindi. Nereden bileyim oğlum yanıbaşımızda pastanede satıldığını. Evet canım oğlum "İyi ki doğdun, Rabbime şükürler olsun dağ ne kadar yüce olsa üzerinden yol geçer hiper oğluşum." Sevgilerimle Sana ve sevmeyi bilen herkese!
Canım Oğluşum gülen yüzün hiç solmasın...

Öğretmenler Günü


Sevgili Fethiye'nin şahsında tüm öğretmen arkadaşların öğretmenler günü kutlu olsun.

16 Kasım, 2005

Çiğdem Oda Takımı

Bu da Filiz'in çeyizine Fatma'nın yaptığı bir oda takımı. Bunun yarım şeklinden de yatak takımı yapmıştık.Üzerinde de Filiz'in gül desenli seramik fincanları. Desenini çok beğenmiştim ama porselenini bulamadım. Bu arada öğretmeni Ali'yi sevmediğini ve istemediğini açıkca deklare etti. Sezgileri güçlü oğluşum da bunun farkında. Okul müdürüne öğretmenim beni niye sevmiyor demiş. Her şey gönlünüzce olsun. Sevgilerimle.

15 Kasım, 2005

Kelebek ve Gül



Bu kelebek perde ve gül dantel takımını Safranbolu Evlerinde görüntülemiştim Sizlerle paylaşmak niyetiyle. Bu arada kurdele nakışı yapmaya başladım ve cumartesi akşamı başlayıp gece yarısına kadar devam ettim. Bu konuda özellikle Sevgili Şennur Hanıma teşekkürlerimi sunar, hepinize güzel günler dilerim.

11 Kasım, 2005

Zerafet Şapka

Bu da Filiz'in çeyizine Fatma tarafından yapılmıştı. 4-5 yıl önce bu tür süs amaçlı dantel şapkalar, vazolar, şekerlikler ağırlıklı olarak yapılıyordu. Filiz bunu giriş kapısının arkasına takıyor. Bende de makromeden vardı, verdim bir arkadaşa. Sizde de olur mu bilmiyorum ama ben belli bir süre sonra sıkılıyorum evdeki, vazo v.s. takımları görmekten.
Bugün haftanın son iş günü.Bayramın yol yorgunluğunu atamadan işe başladım ve özellikle bu gün iş oldukça yoğundu. Kendimi 'yorgun bir savaşçı' gibi hissediyorum. Tabii bu arada yaşlanıyorum galiba dostlar. Ben yine kendimi hiç yaşlı hissetmemiştim ama, geçtiğimiz aylarda bizim Sevgili Serra'nın bir takıya yorum yazarken 'kendimi genç hissettirdi' nevinden yorumu iyice sorguya götürdü beni. Eee yani haksızmıyım bizim 1979 doğumlu benden 12 yaş küçük kardeşimiz (Bana göre ufaklığımız (!)) yaşlılıktan bahsedince biz piri fani olmazmıyız?! Neyse efendim umarım Sevgili Serra'yı kızdırmamışımdır ama ne yapayım Kız Meslek Lisesi orta bölümünde zıbınlarını dikip, antika yapıp işlediğim sonradan olma kardeşimle aşağı yukarı aynı yaşta.
Eh artık cümlelerimi tamamlayalım. Bu hafta gibi hafta sonu da yoğun. Bu aylar bizim doğum günü ve özel gün aylarımız. 16 Eylül Kızımın doğum bizim nişan günümüz. 29 Ekim benim malumunuz. 10 Kasım Eşimin,lakin işlerinin yoğunluğu sebebiyle hafta sonuna kaydırdık. Bu gün 11 Kasım kızkardeşimin ve akşam O'na bir program hazırlıyorum. Yarın Ali'nin okulunda toplantı, pazar günü arkadaşlarla taziye ziyareti. Yine yarın Ali'nin gezi işlerinden sorumlu bakanlık vazifem var. 22 Kasım bizim evlilik, Ali'nin de doğum günü. Hepinize sevgilerimle.

09 Kasım, 2005

Bir Sivas Bayramı

Uzunca bir süredir Sivas'ta bir bayram sabahı yaşayamadım ve hep burukluk hissettim.Bu kez çok kısa bir tatile rağmen dağları aşarak Sivas'a gitme kararı aldım. Eşim bizi Sivas'a bırakıp K.Maraş'a geçti.Böylece bu bayram herkes annesi ile bayram etmiş oldu. Sevgili Serra'nın önerisi üzerine de bayram hikayemizi yazmaya karar verdim.
Sivas bayramlarını çok renkli ve aktif buluyorum.Tabii bu tesbitime üniversitede ilk kez Sivas dışında bayram geçirince ulaştım. Ondan öncesi o mahiler ki mahiyi bilmezler -yanlış yazmadımsa- daha açıkcası suda iken susuzluğu bilmeyen balık misali. Sivas'ımızda günler öncesi bayram temizliği daha evveli bayramlıklar hazırlanır.Benim çocukluğumda memmeciğim adı verilen küçük halka simitler, mendiller, şeker ve her yerin değişmezi harçlıklar çocuklar için hazırlanır.Biz çocuklar da küçük bir 'naylon torbayı' günler öncesi bir köşeye saklardık bayram hazırlığı adına.Ne işe yaradığı konusunda bilgi vermeme gerek varmı bilmem.Arefe günü ve bayram günü komşuların dağıttığı hazineleri(!) koyabilmek için...Şerefe günü (arefeden bir gün önce) baklavalar bağlanır ekmek fırınlarına gider devasa sinilerle. Genelde komşular birlikte açar yada açar görünür. Zira bizde annem cümlesini açar onlarda baklava ise 'döşeme' işini sarığı burma da da bağlama işini yapardı. Daha ziyade kurban bayramı öncesi yazsa bahçede yufka,kışsa fırında pide yapılır. Sivas'ta öyle bayramda açık fırın v.s. olmaz. Herkes bayrama odaklanır. Bayram öncesi bayram ekmeği alınır yada yapılır. Sarmalar kocaman kazanlarla yapıldığı için o işte de konu komşu imece usulü yapar genelde. Sütlaçlık sütler günler öncesi ısmarlanır. Bayram çorbası dediğimiz aslında kuru kayısı,incaz, üzüm çeşitleri, çok az aşurelik buğday ve fasulyeden oluşan komposto türüde bayram demirbaşlarındandır. Aşağıda Şifahiye medresesi avludan bir görüntü. Hali hazırda çay bahçesi ve antika çarşısı olarak kullanılmakta. Genç yaşta hayatını kaybeden ve çok sevdiği Sivas'ta şifahi medrese yaptırıp bahçesine defnedilmeyi vasiyet eden Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus'un türbesi de yer almakta.
Ramazan Bayramında 'yas bayramı' olan aileler- yakınlarını kaybeden ailelerin ilk bayramı demek daha doğru- fazlaca olduğundan en yakınlarımızla bayramlaştıktan hemen sonra onlara gidilir.Bayramda yokluğu en az hissedilmesi ve yalnız kalmamaları açısından büyük küçük herkes onları ziyaret eder, Kuran okunur. Bizde yakınlarını kaybetmiş eş dostu ilk gün ziyaret ettik.(Aşağıda çifte minareden bir görüntü)
Mezarlık ziyareti sonrası Bayram ziyaretlerine başladık. Sivas'ımızda bayram yemekleri yapılır ve hemen her yerde sofraya buyur edilirsiniz. Baklava, etli yaprak sarma, sütlaç, su böreği ya da kete. Keteyi 93 Osmanlı-Rus harbinde Kars-Azerbeycan tarafından gelip Sivas'a yerleşen hemşehrilerimiz tercih ediyor genelde. Bayılırım onların ketesine. İncecik açılmış tel tel bir ketedir. Bu demirbaş yemeklerin yanında arzu edilen diğer yemeklerde maharetli hanımlar tarafından sunulur misafirlerine. Biz yaprak sarmamızı el birliği ile arife günü iftardan sonra yaptık.Anneciğim meşhur baklava ve böreklerini ve sütlacı önceden hazırlamıştı. Biz gelince yaparız tatlıyı tekliflerimizi, Fatma sen tek tek açmıyorsun, Semanur da zaten başka tatlılar yapar diyerek-hadi gidi beceriksizler dercesine- reddetmişti. Sabah saatın 10.30 iken biz üçüncü bayramlaşmamızı yapıyor ve üçüncü sofraya zorla oturtulmuş olup, Emine Halamın çok lezzetli yemeklerini tadınca açtan korkma toktan kork dercesine kuzu kuzu yiyorduk.(Aşağıda tarihi Sivas Kongre binası yer almakta.)

Bayram kahvaltısını kızkardeşim Fatma ile birlikte hazırladık. Ben cevizli peynirli ve haşhaşlı çörekler ve K.Bayramı olmasa da Sivas'ın leziz etlerini özlediğimiz için kavurma yaptım. Kız kardeşim de diğer hazırlıkları yaptı ve bayram namazından gelecek kardeşlerimi beklemeye koyulduk. Babam 4 yıldır yok aramızda ne yazık ki... Ablam da bu bayram Kayseri'ye kayınvalidesine gitmişti. İsmail de izin probleminden dolayı Istanbul'da kalınca biz üç eksik olarak beş kardeş ve annemizle idik bayramda. Kahvaltı sonrası yukarda görülen Peygamberimizin Sancaktarı Sahabeden Abdulvahap Gazi Hazretlerinin Türbesinin de yer aldığı Yukarı Tekke Mezarlığında yatan Babamı, Çok Sevgili Fikriye Annemi ve türbeyi ziyaret ettik.
Arife günü akşam üzeri, iftara 1 saat kala Sivas'a ulaştık. Anneciğim Sivas tabiri ile hay-haşam (alel acele, harıl harıl anlamında) içli köfte yapıyordu. Kocaman bir leğende yoğurmuş, yaptıklarını önündeki tepsiye diziyordu. Gelinimiz Kamile de mutfakta diğer hazırlıklarla meşgüldü. Bayram sarması için kasaptan kıyma henüz alınmamış ve Annem eskiden kalma alışkanlığı ile onca çocuk ve torun arasında hemen beni görevlendirdi alışveriş işleri ile. Fatma Annemin yanındaki değişmez yardımcılığını aldı ve köfteyi beraber yaptılar. Filiz evin son kızı olarak sofra kurma, salata gibi duymasın ama, ara böceği işlerle görevlendi!!!

01 Kasım, 2005

Şeker Şirin Ayşecik ve Hırkası


Ayşecik benim yeğenim. 2 yaşında. Esasında bu çok bilinen bir model. Ama ben teyzelerinin yaptığı onca örgü içinde en çok bunu beğeniyorum. Ayşe bu pozu her fotoğraf çekileceği zaman verir. Kendince şirinlik yapıyor.İçindeki penyesini çok beğeniyor. O da çıksın diye yakasını açtı bizim ufaklık.
Ayşe'nin çok güldüğüm iki olayını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendileri annesi ile balkondayken bir karga konar. Biraz dinlenip kalkar. Ayşecik sanki misafir kalkıyormuş gibi seslenir annesine. "Anneee karga abi gidiyor!" Bu olaydan sonra O na şeker şirin Ayşecik değil karga kardeş demeye başladım. Hepinize iyi bayramlar.Diğer olayı yazacak zaman kalmadı acil işler...