19 Temmuz, 2006

SALATALIK ÜRETİMİMİZ!

Salatalık Oğluşumun neredeyse tek ve çok fazla tüketiği bir sebze. İlki dilimlenecek, ikincisi bütün olarak... yenilecek gibi değişmez kurallarımız da mevcut. Bu yıl kendi salatalığını kendi üretmeye karar verdi çocukcağız ve başladık araştırmaya en yakın nereden fide temin edebiliriz diye. Aynı işyerinde görev yaptığımız ve aynı zamanda Uluslararası İlişkiler mezunu olması hasebiyle meslektaşım olan Sevgili Sedef'in bilgilendirmesi ile bu civarda bulunan büyük bir semt pazarından temin ettik. Hızla büyüdü, çiçeklendi ama, kornişon salatalık çıktı. Yavrucak bakıp, bakıp niye büyümüyor bunlar diye üzülünce, bunlar Senin gibi yavru salatalıklar deyip teselli ettik. Artık turşuluklarınız Ali'nin saksılarından Arkadaşlar! Hoşçakalın. Posted by Picasa

18 Temmuz, 2006

HAFTA SONUNDAN LEZZETLER/ ÇARŞAF BÖREĞİ, YAĞ MANTISI VE BOORSOK

Çarşaf böreğini Mutfakgüncesinden Sevgili Şaziye'nin blogunda görmüştüm. Mayalı olması ve yapılışının kolaylığı sebebiyle hemen mutfağa geçtiğim bir tarif. Lezzet olarak da tam puan alınca, misafirlerimize ikincisi yapıldı. Tarifte belirtildiği gibi, hazırlanıp, pişmesi bir saat içinde gerçekleşiyor ve size lezzeti yanında elde açılmış, güzel bir börek yapma mutluluğuda veriyor. Tarif için, www.mutfakguncesi.blogspot.com a bakılabilir. Ben tek fark olarak, geçen yaz eşimin memleketinden kilolarca aldığım susamı, senesi gelmeden bitirmek istediğim ve çocuklarım susamı sevdiği için bolca susam serptim.
Emeklilik Hobilerimden Sevgili Hülya'nın tanıtımı ile ilk ziyaretimi yaptım Sevgili Olsai'nin sitesine. Ortaasya mutfağını incelerken, Kırgız mutfağından babannesinin yaptığını belirttiği boorsok ve tokoç' u yapmaya karar verdim. İkisinde aynı hamuru kullandığını görünce, ben birazcık daha fazla ölçüleri geniş tuttum ve bizim Kayseri yöresinin, yağ mantısını da aynı hamurdan yapmış oldum. Ilık süt, çok az ılık su, maya, şeker ve tuzdan oluşan bir hamur. Yağ mantısında büyükçe açıp, kocaman mantılar şeklinde iç koyup kapatıp kızartıyorsunuz. Sarımsaklı yoğurt ve sosla servis malum şekilde. Boorsok da mantı gibi kesiliyor ve üzerine mutfak bezi örtüp bekletiyor ve kızgın yağda kızartıyorsunuz. Tokoç ben evden çıkarken henüz fırından çıktığı ve benim yetişmem gereken bir nikah, misafirlerde yakınlarımız olunca onu görüntüleyemeden çıkmış olduğumdan resmi yok. www.plovetconfit.net ten bakılabilir.
Posted by Picasa

17 Temmuz, 2006

ŞEFTALİLİ KEK

Şeftalili kek'ten daha önce bahsetmiştim. Kullanılan şeftali miktarı çok fazla olmadığı için stok üzerindeki etkisi az, damaklardaki etkisi ise fazla oldu. Peyzaj mimarı arkadaşımız Sevgili Sibel'in sayesinde balkonumuzdaki rengarek petunyaların kokusu, benim favorim olan tomurcuk ve kakule kokulu çayın yanında şeftalili bir kek güzel bir ikram oldu.

Bu haftasonu çok yoğun ve çok dolu geçti.Cumartesi sabahı sitesini Emeklilik Hobilerimden Sevgili Hülya vasıtası ile öğrendiğim Ortaasyalı bir arkadaşın verdiği Kırgız mutfağından hamur işleri deneyip, tatmaya vakit bulamadan, yoğun bir programımız olduğu için çıktım evden. Pazar günü Istanbul'a çok kısa bir süre için gelen Sevgili Tuhfe ile görüştüm ve O'nu bizzat tanımaktan mutlu oldum.

Tarife gelecek olursak;

- 3 bardak un
- 3 yumurta
- 1 su bardağı zeytinyağı
- 1.5 bardak şeker
- 1/2 bardak süt
- 3 adet ortaboy şeftali
- 1 paket+1 çay kaşığı kabartma tozu


Yapılışı:

Şeker ve yumurta yüksek ayarda çırpılır. Yağ ve rendelenip tavaya alınan ve suyu çekilen şeftaliler ve süt eklenir. Tekrar çırpılır. Enson kabartma tozu karıştırılmış un eklenir ve hafifçe karıştırılır. Ben kelepçeli kalıpta pişirdim normal kalıpta olabilir sanırım.
 Posted by Picasa

14 Temmuz, 2006

FIRINDA KREMALI KABAK

Haftalık zerzavat alışverişleri sırasında,son bir yıldır her nedense almayı alışkanlık haline getirdiğimiz kabaklara yeni bir tarif, farklı bir lezzet ararken, www.blogcu.com/baharcicegi, Sevgili Öznur'da bu tarife rastladım. Son zamanlarda edindiğim başka bir alışkanlıkta evde sayısı belirsiz yemek dergi ve stoğuna rağmen, artık neredeyse sadece netten araştırma yapmam sanırım. Kendi kendime önümüzdeki günlerde diğer kaynaklara da bakma temennisinde bulunarak yemeğe geçiyorum.
Hem pratik, hem lezzetli, hem de vejeteryan misafirlerimiz içinde güzel bir seçenek olması hasebiyle, bizim evde yapılabilecek tatlardan biri olarak oylanıp seçilmiş oldu. Vejeteryan derken Şirinemiz Candan'a ithaf olunur bu yemek.

Malzemeler:

-5-6 adet kabak
-2-3 havuç
- 200gr.kaymak(krema) (yaz mevsimi olduğu için yarıya indirmek daha uygun)
- yarım su bardağı süt (kremayı azaltığım için kullandım)
-2 kaşık un
-200 gr.rende kaşar
-Sarımsak ve sevilen baharatlar

YAPILIŞI

Kabak ve havuçlar halka halka doğranır. Tüm malzeme karıştırılıp, borcama yayılır.
150 derece fırında pişirilir.

Görüldüğü üzere oldukça pratik, bir o kadar da lezzetli. Tekrar denediğimde kabaktan ayrı düşünemediğim dereotunu da eklemeyi düşünüyorum. Teşekkürler Öznur.
 Posted by Picasa

13 Temmuz, 2006

ŞEFTALİ ŞERBETİ

Öncelikle www.gulirana.blogspot.com da paylaştığım Kütahya-Emet notları nihayet bitti. Kütahya dönüşü, Osmancık taraflarında eşim meyve almak için indiğinde şeftaliyi bir kasa aldığını öğrendiğimde, kendisi bol bol yesin çocuklar temennisine bulunmuştu ama; ben anneleri olarak bol bol yemeyeceklerinden ve bozulacağından emin olduğum için, tarifler düşünmeye başladım ve eve sağ-salim gelirsek netten arkadaşlara da bakayım dedim kendi kendime.

İlk olarak şeftalili keki denedim. Güzel bir kek oldu (daha sonra paylaşırım inşallah) ama, topu topu üç orta boy şeftali kullanıldığı için stoğa ciddi bir etkisi olmadı pek tabii olarak.

Portakalağacından araştırayım dedim ve Sevgili Hatice'nin 3 kg. şeftaliden yapılan şeftali şerbetini görünce, işte bu harika dedim. Hem sıcaklarda doğal bir meyve suyu, hem de şeftaliler heba olmayacak. Yaptıktan sonra ikram ettiğim insanlardan aynı tepkiyi almak ta beni mutlu etti, teşekkürler Hatice'ye.

Yapılışına gelince;

3 kg. şeftali
1 litre su
3 bardak şeker
3 adet limon.

Şeftaliler soyulup, çekirdekleri ayıklanıp doğranıyor. Üzerine bir bardak şeker ve iki limon suyu eklenip, serin bir yerde, bir gece ağzı kapalı bekletiliyor.

Ertesi gün, bir litre su, 2 bardak şeker ve bir limonla kaynatılıp soğumaya bırakılıyor.
Şeftaliler suyunu salmış oluyor. Kalanını da eziyoruz. Soğuyan şekerli, limonlu suya ekleyip, süzgeçten geçiriyoruz. Hatice'nin tarifi aldığı kitapta o günün şartlarına göre olsa gerek, şişelere konup, ağzı mumlanır denilmekteymiş. Kendisi kelepçeli kavanozları tercih ettiğini yazmıştı. Bardağa yarısına kadar koyup üzerine biraz soğuk su ekleyerek tüketiliyor. Bizim evde çok fazla içileceğini düşünerek ben, ağzı kapalı sürahilere koyarak dolapta sakladım ve sıcaklarda serin ve doğal bir içecek olarakev halkından ve misafirlerden beğeni topladı ve çabucak bitti. Tavsiye ederim, hoşçakalın efendim.
Posted by Picasa

10 Temmuz, 2006

BUGÜN YİNE...

Bugün yine çok yoğun bir gündü. Ne burayı güncelleyebildim ne de gulirana'da yarım kalan Kütahya-Emet izlenimlerini aktarabildim. Hele Emet düğünü yılan hikayesine döndü. Yarın görüşmek niyeti ile hoşçakalın.

07 Temmuz, 2006

KÜTAHYA GEZİSİNDEN

Nihayet bugün fırsat buldum, birkaç gündür biraz yoğunum. Esasında gezi yazı ve görüntülerini diğer blogumda paylaşıyorum ama, Kütahya gezi notlarını ekleyeceğimi burada belirttiğim için en azından başlangıcı burada olsun istedim.

Yukarıda yer alan görüntü Bilecik'ten. Osmanlı Devletinin kuruluşunun manevi mimarlarından Osman Bey'in hocası ve kayınpederi olan Şeyh Edebali Hazretlerinin türbesine çıkan yol.

Kütahya saat kulesi. Kütahya'yı tanıyanlar bilir, hemen tüm binalarda çiniler görmek mümkün. Yemek olarak güvecinin meşhur olduğu belirtildi. Bizim en ziyade ilgimizi çeken, hemen her tarlanın başında yer alan çeşmeler oldu. Kütahya'nın Pınarları türküsünü tamamen hakkettiklerini düşündük.

Çini çarşısını gezerken, Sevgili Nazlı'nın (Nazlıca) kulaklarını çınlattık. Çini çarşısı ve diğer Kütahya fotoğrafları ile rengarek geleneksel kıyafetlerin giyildiği Emet düğünü ve kaplıcaları ile ilgili notlar www.gulirana.blogspot.com 'da. Hoşçakalın.
 Posted by Picasa

03 Temmuz, 2006

Bugün esasında Kütahya notları ve görüntüleri yer alacaktı blogumda. Ama yoğunluğumdan dolayı gezi notlarımı, katıldığımız Emet düğününü tam anlatamayacağım için, bugün elişlerine yer verdim.

Yukardaki papatya işlemeli örtüyü, göreve ilk başladığım yıllarda, yakın kurumlarda görev yapan bir bey aile bütçesine katkı olması için makina nakışı olarak işleyip satıyordu. Efendiden, yaptığı işler gibi derli toplu görünümü olan, fedakar bir aile babasıydı. Becerinin yanı sıra, sevgi ve sorumluluk hissi dışında hiçbir şey, o insana bu işleri yaptıramayacağı düşüncesiyle adı yürek papatyaları olsun istedim.

Havlular benim. Kendimde bulunmasından ve hediye etmekten en çok hoşlandığım işler. Blogumu ilk açıldığından beri takip eden arkadaşlarım bilir, bu sevgi neticesi hatırı sayılır bir havlu koleksiyonum oldu.

Sağlığımı soran Sevgili Arkadaşlarıma evvela çok teşekkürler. İç güveysinden hallice gidiyoruz bakalım. Hoşçakalın.

 Posted by Picasa

27 Haziran, 2006

BELİ BAĞLI YA DA BELİ KIRIK

Beli kırık bizim ailede en sevilen patlıcan yemeklerinden. Biz ismini beli kırık olarak biliyoruz ama, bazı yemek kitaplarında beli bağlı olarak ta rastladım.

Yapılışına gelince;

- Patlıcanların iki parmak kadar siyahı bırakılıp, diğer kısımlar tamamen soyulur. Soyulmayan kısım hizasına kadar dilim dilim kesilir.

- Patlıcanları kızartıp, havlu peçeteye alıyoruz. Bu yaz günlerinde 2 kaşık zeytinyağı ile tuzunu atıp tepsiye yerleştirilerek, üzeri folyolanıp fırında pişirilerek daha hafif versiyonunu hazırlamak mümkün.

- Kıyma, 2 dilim ekmek içi, baharatlarla köfte içi hazırlanıp, dilimlerin arasına yerleştirilir.

- Domates rendelenir. Sarımsakta ilave edilerek, arzu edilen baharatlar ve susuz ise yarım bardak su ilavesi ile sosu hazırlanır.

- Beli kırıkların üzerine dökülerek fırına verilir. 20-25 dakika pişirilip, servis hazır duruma gelir.

Yapmayı düşünenlere şimdiden afiyet olsun. Hoşçakalın.

26 Haziran, 2006

İNCE İŞLER VE KENDİME GÜLLER

Bohça kurdele nakışı tekniği ile yapıldı. Ben kurdele nakışını çok sevmiştim. Hem ışıltılı ve rengarek olması, hem de hızlı ilerleyen bir teknik olduğu için. Ama bu modeldeki karanfiller daha bir hoşuma gitti. Daha önceki yayınladığım modellerde bazı arkadaşlar, yıkanınca bozuluyormu diye sormuşlardı ama henüz yeni yapıldığı için cevap verememiştim. Bu arada yıkadım ve hiç birşey olmadı. Gönül rahatlığı içinde tavsiye edebilirim.
Seccade ve aşağıdaki nevresim yine Kamile'nin okulda yaptığı işlerden. Seccade çok sevdiğimiz bir ablamıza hediye, nevresim de sipariş çalışılmış. Beyaz kumaş üzerine nevresim kumaşından ve beyaz renkli aplike çalışılıp, etrafına fisto geçirilmiş. Bir ara da bana yaptığı kanaviçeli pike takımı ve nevresimi paylaşacağım sizinle diyorum ama, sandıktan çıkarabilirsem bir gayret edebilirsem.

Kendime güller demiştim. Bu ay benim blogum bir yaşını tamamlamış oldu. Güller de ol sebepten burada. Blogumu açtığıma en çok sevgiyi, dostluğu paylaştığım insanları tanıdığım için mutluyum. Bizim burada, bir grup arkadaşla paylaştıklarımız yüreklerdeki samimiyet oldu, sanal bir arkadaşlıktan öte. Kimi arkadaşlarımla bizzat görüşmek kısmet olduğunda aynı hislerin devamını hissetmek çok güzeldi...

Biz perşembe günü Kütahya'ya gideceğiz kısmetse. 3-4 günlüğüne. Yeğenimin orada asker ve yemin töreni var ay sonunda. Aliciğim asker kıyafetlerini şimdiden hazırladı. Abilerle beraber "her şey vatan için" ve "vatan sana canım feda" diye bağıracakmış. Bu sözleri öğrenmiş önceden, muhtemelen küçük dayısından. Bu ara beni askeriyeye götürecekler diye ne desek yapıyor ve bol bol nezle görmemişcesine gür sesi ile bağırıyor. "Vatan sana canım feda!" Hoşçakalın.
 Posted by Picasa

22 Haziran, 2006

BİR SEMT PAZARINDAN MEMLEKET OTLARI

Pazara pek yol düşüremeyenlerdenim ben. İş çıkışı en kalabalık saati olması ve toplanma telaşındaki pazar, bana itici geliyor. Oysa ben sabahın erken saatlerinde henüz kurulmuş, yeni dizayn edilip, karıştırılmamış sebze-meyveler görmekten haz duyuyorum. Ol sebeple pek uğrayamıyordum.
Tedavi olduğum hastanede cumartesi sabahına randevu verildiğinde, kendimi mis gibi reyhan, nane, sarımsak kokularıyla dolu, taze asma yaprakları, marullar derken, iç bakla, enginar en sonunda türlü otlar satan bu amcanın tezgahında bulunduğu bir semt pazarında buldum kendimi.

Her ne kadar park yeri bulmak epey bir mesele olduysa da bu çok zengin pazar beni mutlu etti. En başta ki yeşillik bizim madımak oluyor. Bursa'da bizim yüz yıllık madımağın kızıl ayak olarak satıldığını gördüğüm için, satıcıya adını sordum. Siz bilmezsiniz, o bizim tarafın, ismi madımak dedi. Sonra amca ile hemşeri olduğumuzu anlamış olduk. Sivas folkloründe oyunu olan, türküleri yıllardır var olan madımak. Bir üstte yer alan da Karadeniz Bölgesi'ne özgü diken ucu ismi verilen ot imiş. Ben daha önce görmemiştim, amcanın yalancısıyım.
Karabaş otu kalbe faydalı diye daha önce de duymuştum. (mor renkli olan) Reyhan, tere, kıvırcık ve poşetlerdeki soyulup, hazırlanmış reçellik ham incir beni mest etti.
En son Ali Paşamız kendisine salatalık fidesi aldı. Şimdi balkonda saksıda büyüyor ve minnacık salatalıklar oluştu. Biraz daha büyüyünce fotoğrafını çekecek oğluşum ve başarısını sizlerle paylaşacakmış. Ali ve başarısı deyince sınıfını geçtiği için çok mutlu kendileri. Karne hediyesi ne istersin dedim bizim hiper-şekere, mısır dedi! Markette göremeyince, akşam pazarının insan denizine dalarak temin ettik mısırları ve bugünlerde haşlayıp, yemekle meşgul. Dayısı, teyzesi, kuzeni, ablası ve ben sülale boyu pazara gittik böylece. Kendisini kutlamaya gelen aile fertleri pazar çıkışı bir karadeniz lokantasına götürdü bizi.

Bizimki karnını acele doyurup, iç kısma geçti. Ben ara sıra kontrol ediyorum tabii. Hareketli Karadeniz müziği ile iyice coşabilir kendileri diye. Tan asayiş belkemal derken fırın ustası, biraz dikkat edebilirmisiniz dedi. Bakıyorum ama dedim bir kenarda duruyor. Adamcağız, abla iyice bir takip et bak görürsün dedi. Baktım Ali Bey sütünün arkasında kuzu kuzu duruyor. Fırıncı onu göremez bile. Tabi bakmaya devam ediyorum, pideler yapıldı, küreğe dizildi, usta bir hamle yaptı, fırına atmak için, bizimki atmaca gibi atıldı ve küreğe yapışıp çekti. Adamcağız neredeyse düşecek! Meğerse gizleniyormuş, usta rahat rahat çalışıp tam fırına atacakken bu arkadan küreği çekiyormuş!
 Posted by Picasa

20 Haziran, 2006

BİR KERMESTEN GÖRÜNTÜLER

Öncelikle sağlığımla ilgilen tüm dostlara sonsuz teşekkürlerimi sunarak başlamak istiyorum. Tedavim devam ediyor, inşallah daha iyi olacağım.
Bu görüntüler hastalanmadan hemen önce bir hayır kermesinden kaydedilenler. Çiçeklenmiş ağaçlar gibi güzel niyetlerin ürünü olan bu çabaların meyveye dönüşmesini, toplumumuzda aydınlık yönünde bir çıra olmasını diliyor, hepinize güzel günler diliyorum. Hoşçakalın.
 Posted by Picasa



 Posted by Picasa



 Posted by Picasa

14 Haziran, 2006

YİNE RAHATSIZIM

Bloguma hastalıkla ilgili bir şey yazmama kararı almıştım. Zira bu yıl benim için sağlık açısından pek iyi geçmedi. Daha zor durumda nice insan var, halimize şükür tabii ki de. Sadece, okuyanları sıkmak istemiyorum. Ama merak eden dostlarım olduğu için kısaca yazayım. Ben sadece 1 gün işe gidebildim evdeyim veçoğunlukla istirahat etmek durumundayım. Derin anemi tedavisi oluyorum. Günde 1 saat hastaneye gidip-geliyorum. Serra, Nazlı ve tüm dostlarıma selamlar. Sevgiyle ve hoşçakalın.

09 Haziran, 2006

FATMA VE KAMİLE'DEN HEDİYELER

Arkadaşlar Merhaba;
Öncelikle rahatsızlığım dolayısı ile geçmiş olsun dileğinde bulunan Sevgili Dostlara gönül dolusu teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bugün kendimi biraz daha iyi hissediyorum.

Aşağıdaki yazmalar ve kanaviçe Fatma'nın, seccade Kamile'den,son gezimizde verilen hediyeler. Kamile mefruşata gidiyor, çok güzel çalışmaları oldu. Bizim küçükhanımın çeyizine pike takımı, bana da nevresim yaptı, bir ara paylaşacağım sizlerle. Etrafa hediye safhasını tamamlayınca sipariş te çalışmaya başladı, hamarat insanların hali başka oluyor tabii.


Güzel bir gün dileği ile hoşçakalın.




Posted by Picasa

06 Haziran, 2006

Kısa Bir Ara

Sevgili arkadaşlar;
rahatsızlığım sebebiyle,haftasonundan beri,evdeyim. Bu yüzden blogumu güncelleyemiyorum ve sizleri ziyaret edemiyorum.İyileştiğimde görüşmek üzere hoşçakalın.

01 Haziran, 2006

TUTKULU SÜPRİZ PARFE

Tutkulu parfe'nin ilham kaynağı Emeklilik Hobilerimden Sevgili Hülya oldu. Blogunda limonlu çilekli parfeyi okuyunca, sıcak günlerde iyi gidecek bir parfe yapmak istedim. Evde kakaolu krem şanti olduğundan ve petibör cinsi bisküvi ile fazlaca aram olmadığından sevdiğim bir bisküvi çeşitiyle yapsam nasıl olur diye düşündüm ve en sevdiğim çeşit olan çikolatalı tutku bisküvide karar kıldım. Hem çikolatalı, hem fındık aromalı oluşuyla ve de uzak diyarlara yaptığım mutlu bir yolculuğu hatırlattığı için tercih ettiğim bir tür oldu.

Çocukluğumda bakkal amcalardan aldığımız, araya lokum yerleştirilip elimize tutuşturulanları saymazsak, sonraki yıllarda pek sevemedim kendilerini. Fakültede arkadaşlarımın sınav dönemlerinde kantinden öğle yemeği niyetine tükettikleri piknik bisküvileri de beni cezbedemedi. Aç dururum dinç dururum felsefesi ile akşamı beklerdim. Uzak diyarlara uçarken, o vakitler henüz yeni ürün tutkulardan ikram ettiler. Acıkmıştım ama felsefe belli olduğu için kızıma devrettim. Küçükhanımın ısrarıyla tattım ve hikayemiz de böylece başladı. Tarifimize gelecek olursak;

Malzemeler:

- 2 paket krem şanti
- 3 bardak süt
- 2 paket çikolatalı tutku bisküvi
- 10 adet fındıklı süpriz çikolata

YAPILIŞI

1- Bisküvileri rondodan geçiriyoruz.
2- 3 bardak süt ile çırptığımız şantiye ekliyoruz.
3- Çikolataların yarısını ince ince kıyıp hafifçe karıştırıyoruz.
4- Borcama boşaltıp, üzerini kalan çikolatalarla süsleyip, buzluğa kaldırıyoruz.


 Posted by Picasa