Çilekli Tavuk Göğsü'nü Tarif Defteri'nden Bhuket' ten almıştım. Bu ay ki etkinlik için yapmak istedim.Az bir kısmını eve ayırarak, çoktandır bir ikram yapıp göndermek istediğim arkadaşlardan birine gönderdim. Normalde tavuk göğsü yapıyordum ama, çileklisi bana, ortaokulda yaptığımız meyve suyuyla hazırlanan pelteleri hatırlattı, çok sevdiğim bir lezzet olduğu için hemen denedim. Sonuç çok hoşuma gitti. Sadece bir daha ki sefere, daha fazla şeker eklemeye karar verdim, bize biraz az geldi tatlısı. Ayrıca tüm tavuk göğüslerinde yaptığım gibi, damla sakızı ekledim. Bhukete çocukluğumun tatlarını yeniden tadmama vesile olduğu için teşekkürler. Gelelim tarifine.
ÇİLEKLİ TAVUK GÖĞSÜ
1/2 Paket margarin.
3 fincan un
1 lt. süt
8 yemek kaşığı şeker (ikincisini yaptığımda artıracağım)
vanilya (ben damla sakızı kullandım)
ÜZERİ İÇİN:
1/2 kg. çilek
2.5 yemek kaşığı şeker
1 yemek kaşığı nişasta
HAZIRLANIŞI:
Margarin eritilir, un sararıncaya kadar kavrulur. Şeker ve süt yavaş yavaş eklenir. Kaynayıncaya kadar sürekli karıştırılır. Damla sakızı eklenip altı kapatılır. 30 dakika mikserle çırpılır. Kaba alınır. Çilekler rondodan geçirilir. Şeker ve nişasta eklenip yavaş yavaş karıştırılır. Kaynadıktan sonra tavuk göğsünün üzerine alınır. Buzdolabında iyice dinlenip, soğuyunca servis yapılır.
Takılar, takılar... Takı deryasına düştük dün ve bazı standları görüntüledim. Çalıştığım ilçede, bir hanımlar klubü var. Hanımlara eğitim ve el sanatları kazandırma gibi hizmetleri olan. Dün takı sergisi açılışlarına davetliydik. Oğluşum ve ben yarın sabah yola çıkacağız. 4 gün buralarda olmayacağız kısmetse. Annemi ziyaret edeceğiz ama Sivas havalanı tadilatta olduğu için Tokat'a ineceğiz. Böylece, Tokat'ta yaşayan kız kardeşimi de birkaç saat görmüş olacağım. Dönüşe kadar, hoşçakalın.


Bu bizim minik Ayşemizin uzaklardaki Anneannesi için verdiği poz. (Pozumuz pek ustaca ama, ağzımız, yüzümüz çikolata.) Anneannesi Ayşe'yi en son Temmuz Ayında görmüştü. Amme hizmeti yapıyoruz biz de böylece.
Közlenmiş Patlıcan Tava, hafif ve lezzetli bir yaz yemeği. Diyet yapanlar için de, közlenmiş sebze sevenler için de, üzerine bir bardak tomurcuk kokulu çayla, ideal bir yemek.
Malzemeler:
- 4-5 adet patlıcan
- 3-4 adet yeşil biber
- 3 orta boy domates
- 1 baş soğan
- 250 gr. minik doğranmış et (etsiz de yapılabilir)
Üzerine;
Sarımsaklı yoğurt (arzuya göre)
-Patlıcanlar, bıçağın ucu ile birkaç yerinden kesilerek, ateşte közlenir. (Ocağın kirlenmemesi için, aliminyum folyo etrafına geçirilebilir)
- Biberler de aynı şekilde közlenir ve her ikisi de küçük küçük doğranıp, ayrı kaplara alınır.
- 2 kaşık zeytinyağında, ince doğranmış soğanlar sotelenir. Biberler eklenir. Küp doğranmış domatesler, pul biber ve patlıcanlar en son eklenip, kısık ateşte pişirilir.
- Et, önce yarım çay bardağı kadar su eklenip pişirilir. Suyunu çekince 1 kaşık kadar yağ ilave edilip, tuz, karabiber eklenerek kavrulur.
- Patlıcan tavanın üzerine eklenip, düzeltilir. Tabağa alındığında üzerine, sarımsaklı yoğurt eklenir.

Tepsi dantellerini Sevgili Serra'nın önerisi üzerine görüntülemiştim. Ama eklemekte yine de geç kaldım. Yukardaki güllü model floş ipten ve çok rahat kullanılabiliyor,leke olma, ütü derdi olmadığından. Aşağıda olanı işyerine satış için gelen bir hanımdan almıştım. Küçük, iki kişilik tepsiler için iyi oluyor. İşyerine gelen hanımlardan deyince, bugün gelen bir bayandan da şal aldım. Esasında mevsimi değil ve birşeyler getirilip satılması da yasaklandı ama, bu kez de eş-dost hatırı ile geliyor insanlar, geçim dünyası tabii.
Sivas Eski Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, döneminde; el sanatları için bir satış salonu oluşturulmuştu. İnsanlara peşin ödeme yapılıyor, daha sonra gerek satış yerinde bölge halkına, gerekse yurt içi ve dışında oluşturulan bağlantı noktalarına sevk ediliyordu. Böylece el sanatı icra eden insanlara bir pazar kapısının açılmasına vesile olunmuştu. Bu tarz sosyal projelerin desteklenmesi çok gerekli insanımız için. AB Fonları ile bu çalışmalar daha kuvvet kazanabilmekte. İnşallah, daha iyi girişimler olabilir.
Bir insana balık verip birgün doyurmaktansa, olta verip hergün doymasını temin etmek en güzeli. Hoşçaklın.
Baharın güzelliği bir başka. Bu pazar sabah yürüyüşümüz sırasında
Bu görüntüler bahçemizden. Pazar sabahı, leylakları çok sevdiğini beyan eden arkadaşımız, Sevgili Şükran (Ev perisi) için görüntüledim. Hava kapalı olduğu için fazla net olamadı. Dün yazdım, fotoğraflar ekledim ama, post gitmedi, blogger problemliydi sanırım.
Sanat müziğimizde 'leylaklar yas tutsun, güller ağlasın' denilirken; Boris PASTERNAK bir dörtlüğünde;
Hava değişimi diriltti her şeyi,
Doldurmada çatı oluklarını yağmur;
Fakat gitgide aydınlığa değişmede gök.
Kara bulutların ötesi mor salkımlar...
Çikolatalı Cevizli Kek, Sevgili Hatice' den (Portakal Ağacı) Tadan herkes tarafından çok beğenilen bir kek. Ben arka arkaya bir kaç kez yaptım. Sizlerle paylaştığım son kekim, bir arkadaşa gönderilmek üzere yapıldı.Malzemeler:
- 4 yumurta
- 1.5 su bardağı şeker
- 2 yemek kaşığı yoğurt
- 200 gr. tereyağı
- 10-15 adet madlen çikolata. (Ben 200 gr. çikolata kullandım)
- 1 paket kabartma tozu ( 1 tatlı kaşığı kadar ilavesi ile)
- 1 su bardağı ince dövülmüş ceviz.
YAPILIŞI:
1- Yumurta ve şeker iyice çırpılır. Çikolatanın 160 gr.'ı (tarifte 10 madlendi ben 80 gr.lık iki çikolata kullandım) tereyağı ile birlikte eritilir.
2- Yoğurt eklenip, çırmaya devam edilir. Çikolatalı tereyağını da ekleyip, çırpdıktan sonra, un ve kabartma tozu eklenir. ( Bu aşamada çırpmayınız)
3- Ayırdığımız 40 gr. çikolatayı (asıl tarifte 5 madlen) minik parçalara bölüp, cevizle birlikte un + kabartma tozunun üzerine serpip, kaşıkla yavaşça karıştırıyoruz.
4- Yağlanmış kek kalıbına boşaltıp, 175 derecede yaklaşık 40 dakika pişiriliyor. Soğuyunca ters çevirip, pudra şekeri serpiyoruz.
Beklerim fecrini leylaklar açan nisanın,Erguvan ağaçları görmek, erguvan hakkında yazılar ve şiirler okumak isterseniz, www.gulirana.blogspot.com a beklerim.Erguvan benim ve belki herkesin çok beğendiği bir ağaç. Bu konuda erguvan dostları isimli bir dernek ve yakında açılacak siteleri olduğunu öğrenmekten mutlu oldum, bu fotoğrafı da erguvan muhiplerinden temin ettim.


Bugün bizim çocukların hastalanma günüydü sanırım. Gece 02.30, Küçükhanımın anneciğim nidası ulaştı. Kulağım çok ağrıyor diye ağlıyor. Babası hastaneye götürdü, orta kulak iltihabı. Ablayla ilgilenirken baktım, Ali uyuyor. Sabah yardımcı hanım aradı, Ali'nin burnu kanıyor, gece de yastığa kanamış, ne yapmalıyım diye. Gece farketmediğim için çok üzüldüm. Çalışırken annelik, çocuklar büyümüş olsa da biraz; zor zenaat vesselam. Hoşçakalın dostlarım.
Bugün liflerden örnekler koymak istedim. Birde Zeynep'in sobesini yazayım dedim.Gelelim Ali Paşa'ya; Aslında onu tanımayan yok gibi. Şennur Teyzesinin hiper şekeri, Candan'ın aday damat adayı, Serra Ablası, Münevver Teyzesi.... Ali hiperaktif bir çocuk. İstediği noktaya hiper odaklanıp, istemediği zaman dönüp baktırmak oldukça zor olmakta. Küçüklüğünden beri asker olmak ister. Yani komutan diye ekler. Hedefini kreşe giderken belirledi. Ama kimse bana, asker buraya gel demesin ben diyeceğim diyerek, komutanlığa aday oldu. Bir ara aynı zamanda başkaban adayı idi. Yüksek idealleri ile, ilgilenmesi gereken hususlar arasında köprü oluşturmaya çalışıyorum, elimden geldiğince. Onun için çok şey yapmak istiyorum ama, ne kadar yapabiliyorum, bilemiyorum. İş hayatında, çevremde oldukça zeki ama, hiperaktiflikleri sebebiyle, olması gerektiği gibi ilişki kuramayıp dışlanan insanlara üzülüyor, yaptıkları elinde değil gibi açıklama yapmaya, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum ve oğluşumun aynı şeyleri yaşamaması için, her iki çocuğumun da vatanımıza, insanımıza faydalı olabilmesi için çaba sarfediyorum ama, her şey kısmet netice de.
Einstein kimi kastetti sorusuna;
Newton olmadığı kesin ama kim bilemiyorum doğrusu.
Takip ettiğim dergiler:
Atlas, Aksiyon
Unutamadığım bir yaramazlığım:
Yaramaz değildim. En çok anlatılanı annem komşulara bir eşya v.s. verse, sabah herkes uyurken istemeye giderdim. Annem çok mahcup olmuştur bu yüzden. Yıldızlar batmadan kalkıp, komşunun kapısını tıkladıp, çok acil lazım oldu verirmisiniz diyen bir çocuktum. Okula başlayınca daha yapmadım, tepkiler ve idrak sanırım.
Tv yapımcısı olsam, neler yapardım:
Farklı coğrafyaların, bizzat katıldığım tanıtım programları, edebiyat- şiir programları ve özellikle dış politika konularının masaya yatırıldığı paneller yapmak isterdim.

Kimi sobelesem;
Yazmak isterlerse Berrin ve Şennur. Hoşçakalın.
Pazar günü kandil, önce Eyüp Sultan'a gidelim akabinde çocukları Emirgan Korusuna götürelim, lale, sümbül içinde gönülleri açılsın, bir de sarı veya pembe köşke misafir olduk mu tamam, demiştim hafta sonunu planlarken kendi kendime. Cumartesi bol açılışlı bir gün, zaten babaları da çalışıyor, eh ablamız da akşama kadar dershanede deyip, pazarı beklemeye başladım."Erdi bahar sardı yine n'eşe cihanı
Eğlenelim raksedelim lale zamanı"
der bir Vecdi Bingöl-M.Nurettin Selçuk şarkısında. Eğlenme kısmını bilmem ama, laleler çok zarif bir güzellik kattı Istanbul'a. Her çiçek ayrı bir güzel, her biri ne hoş yaratılmış derim baktıkça, renk, şekil, koku her biri,bir ayrı güzel.

