29 Temmuz, 2009

Şimdi Tatil Zamanı!!


24 Temmuz, 2009

El Yazısı ve Karakter




İşe ilk başladığım yıl, aldığım ilk seminer 'insan' üzerine idi. Sosyologlar bir çok olgunun tarifini yaparken, insan nedir sorusunun cevabı 'insan, insandır' şeklinde olduğunu belirtmişti hocamız. Çalışma hayatında en sevdiğim saatlerden biri de güzide insanlardan güzel eğitimler almak. Geçtiğimiz hafta daha önce eğitim almayan arkadaşlara, iletişim, takımdaşlık, protokol ve nezaket usulleri derslerini Münir Arıkan ve Uğur Tandoğan hocalarımızdan alırken; el ahseni et tekrar, velevkane yüzseksen ( tekrar güzeldir, velev ki yüzseksen defa olsa da) sözü gereği tekrar tekrar, zevkle dinledim. Yüreklerine sağlık.


Lafı fazla uzatmadan sadede gelecek olursam, insan kendi altında olan şeyleri tanımlayabilirken, insanın tarifinde, insan insandır diyor ve bir takım usullerle bu kapalı sandığın iç alemini çözmeye çalışıyor.


Bunlardan biri de sabah gazetesi, işte insan bölümünde denk geldiğim el yazısından karakter okuma sanatı. Sizleri el yazısı ve karakter konusu ile başbaşa bırakırken güzel insanlarla karşılaşıp, güzel anlar ve de güzel bir ömür sürmenizi diliyorum.


Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş. Hoşçakalın efendim...


El yazınız profesyonelliğinizi ele veriyor



Yazı Tipi Boyutu:




El yazınız sağa eğildikçe kararlarınızda duygusallık öne çıkıyor.




L, t ve h harfleri, iş hayatınızdaki hırs ve iktidar sırlarınızı ortaya döküyor.




El yazısı bilimi şimde de iş dünyasının hizmetinde...



Üç bin yıl önce Çinliler tarafından geliştirilen ve birçok kültür ve uygarlık tarafından büyük itibar gören el yazısı bilimi (grafoloji), bugün iş dünyasının hizmetinde.




İş dünyasının bu yönteme en çok başvurduğu alan ise işe alımlar. El yazısı, kişinin karakterini, davranışlarını, eğilimlerini tahmin etmekte ve kişilik analizinde en etkili ve güvenilir yöntemlerden biri olarak addediliyor.




Bu yöntem eleman seçme ve yerleştirme süreçleri, mülakatlar, ekip kurma çalışmaları ve kariyer planlaması gibi geniş bir alanda sık kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.



Sodexho gibi çokuluslu şirketlerden bazıları dünyanın her yerindeki ofislerinde işe alım süreçlerine el yazısından kişilik tahlil etme yöntemini dahil ediyor.




El yazısının kişinin sosyo-ekonomik kökenini, yaşama biçimini, hayattaki duruşunu ve eğitimini yansıttığı Fransa gibi ülkelerde şirketler yüzde 80 oranında iş görüşmelerinde el yazısıdan kişilik tahlili yapıyor.



İngiliz Grafoloji Enstitüsü Başkanı Elaine Quigley, tüm dünyada tanınmış grafologların başında geliyor.


Quigley’e göre el yazısı bir nevi ‘zihin yazısı’ demek. Bu konuda grafolojinin kullandığı evrensel bir metodoloji de var.


Yani el yazısıyla kişinin karakterini okurken kullanılan göstergeler, ulustan ulusa, kişiden kişiye değişmiyor.


Uzman bir grafolog, kişi hangi ulustan gelirse gelsin hangi lisanda yazarsa yazsın, o kişinin düşüncelerinin el yazısıyla kağıt üzerine yansıyan izdüşümlerini okuyabiliyor.



Grafolojide en az 300 farklı el yazısı örneğinden yola çıkılarak inceleme yapılıyor. Fakat yine de değişmeyen ve temel olarak nitelendirilen belli bazı göstergeler var.




İşte bunlardan bazıları:



Eğim:


El yazısının sağa doğru eğimi, kişinin iletişim yeteneğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Örneğin kişi daha arkadaş canlısı, yönlendirici, sorumluluk sahibi, girişken olma eğilimi taşıyordur. Aynı zamanda satış yapmaya, kontrolü elinde tutmaya, sevilmeye, destekçi olmaya kadar uzayan birçok olasılığı barındırır.




Yazı sağa doğru eğildikçe kişinin kararlarında duygularının etkisinde kalma özelliği artar. + El yazısının genellikle dik oluşu kişilik bağımsızlığına işarettir.




Sola doğru eğilen el yazısı, duygusal olarak ihtiyatlılığı temsil eder. Bu el yazısının sahibi, öncelikle her detayı doğrulama ihtiyacı duyar. Başkalarının onu herhangi bir söz vermeye zorlamasından hoşlanmaz.



Büyüklük:




Büyük el yazısıyla yazan kişiler daha çok dışadönük, dost tavırlı kimselerdir. El yazısının sahibi kişi yabancılara karşı daha mesafeli olmayı tercih etse de kendine güvenle hareket eder. + Küçük el yazısı mantığı temsil etmenin yanı sıra zıt düşülen kişilere karşı acımasız olmayı da ifade eder. Akademik ve zihinsel uğraşılardan hoşlanan kişilerde bu tip el yazısı görülür. + Eğer yazı hem küçük hem de zarif ise kişinin kendi dalga boyuna uygun olmayan kişilerle de iyi bir iletişim kurması olası değildir. Bu kişiler, sosyal olarak kabul görmüş kuralları yıkmak konusunda zorlanırlar.



Baskı:




Koyu harflerle yazan kişiler verdikleri sözü yerine getirmek konusunda çok titizdirler. Ve etraflarındaki birçok olan biteni ciddiye alırlar.


Çok koyu harfler ise kişinin gerginliğinin, eleştiriye karşı sinirlerine fazla hakim olamayışın ve küçük imalardan bile alınganlık gestermenin ifadesi olarak yorumlanıyor. Bu kişiler önce tepki gösterir sonra soru sorarlar. Ve duygusal davranışlarını devam ettirirler.




Çok silik ve ince yazılar ise ortama ve insanlara olan hassasiyeti temsil ediyor. Ama yazı aynı zamanda kaba saba ve şekilsiz ise kişi duygusal derinliği bile devam ettiremiyordur ve sönük bir yaşam tarzı sürdürüyordur.



L, t ve h harflerindeki sırlar:




Bu harflerin üst kısımlarının uzun olması hedef ve hırsın mevcudiyetini gösterir. Ancak üst tarafı fazla uzun l, t ve h’ler, kişinin başarması gerektiğini düşündüğü meselede gerçekdışı beklentiler içinde olabileceği anlamına gelir.




Bu harflerin üst tarafının oranlı bir şekilde kuyruklu olması kişinin herşey üzerine etraflı bir şekilde düşündüğünü ve hayalgücünü makul bir şekilde kullandığını gösterir.




Kıvrımın enli olması, yeni fikirler üretme ve bunların üzerine uzun uzadıya düşünme eğilimini ortaya koyar.


Üst kıvrımın tekrar harfe geri dönmesi, yazı sahibinin hayalgücünü kullanmaktan kaçındığını ve elindeki işi bitirebilmek minimum gerekliliklerle kendini sınırladığını gösterir.



G, y, p harflerindeki sırlar:




Kuyruğun dik olması, sabırsızlık alametidir.


Kuyruğun basık bir şekilde yuvarlanması, saldırganlık ve yüzleşmekten uzak durma isteğini ortaya koyar.




Kuyruğun bastırılarak yazılmış tam bir kanca halini alması, enerji, para kazanma isteği ve tenselliğin göstergesidir.


Kuyruğun bastırmadan tam bir kanca şeklini alması güvenlik ihtiyacını gösterir.




Kelimeler arasındaki mesafe




Kelimeler arasındaki mesafenin fazla olması, “bana nefes alacak alan bırak” mesajını içerir.




Kelimeler arasındaki mesafenin daha az olması ise başkalarıyla birlikte olma isteğini ortaya koyar, ama böyle yazan insanlar zaman zaman gereksiz bir kalabalığa neden olabilirler ve dayatmacı bir kişilik sergileyebilirler.





Satırlar arasındaki mesafe:




Satırların arasının açık olması, olaylara sakin ve geniş perspektiften bakma eğilimini ortaya koyar.


Satır aralarının dar olması, yazarın hareketi sevdiğini ve eylemin içinde olmaktan hoşlandığını gösterir.


Satır araları dar olup, harfler arasındaki bağlantı çok sıkı değilse, söz konusu el yazısının sahibi baskı altında sükunetini koruma disiplinine sahiptir.



Sayfa kenarındaki boşluk:




Sayfanın sol tarafındaki boşluk, kişinin köklerini ve ailesini gösterir.




Sağ taraftaki boşluk, diğer insanları ve geleceği temsil eder.




Tepedeki boşluk hedef ve hırslardır.






Sayfanın dibindeki boşluk, enerji, içgüdü ve pratiklik anlamına gelir.




Sayfanın sol tarafındaki geniş bir boşluk bırakılması, hareketliliği sürdürme isteğini ortaya koyar.


Soldaki mesafenin az olması ise temkinlilik ve hazır olmadığı takdirde bir şeyleri yapmaya zorlanmaktan kaçınma isteğini belirtir.




Sağ taraftaki boşluğun az olması, sabırsızlık göstergesidir ve bir an once işe başlayıp işi bitirme eğilimini yansıtır.


Sağda geniş bir boşluk bırakılması ise bilinmeze karşı korkunun mevcudiyetini ortaya koyar.

25 Haziran, 2009

YAT GEZİSİ- Boğazı özleyenlere ithaf olunur-




İnsan kaynakları bölümü olarak Tuzla'dan Boğaz'a uzun bir yat gezisi düzenledik. Kahvaltı, sohbet, Süleyman Zeki Bağlan Hoca'dan güzel bir sunum, Ahmet Meter'den kanun resitali birazcık da arkadaşların eğlence faslı derken bu kadar uzun bir süreyi insanları sıkmadan geçirdiğimiz için mutlu olduk.
Görüntüleri özellikle boğazı, Istanbul'u özleyen arkadaşlara ithaf etmek istiyorum.
Sizleri boğaz görüntüleri ile baş başa bırakırken, sağlıcakla kalın,
Kandiliniz Mübarek Olsun diyorum...















20 Mart, 2009

SURİYE GEZİSİ-2


Öncelikle;

Bu kadar gecikmeli bir yazı olduğu için gezi notlarını bekleyen, blogumu ziyaret edenlerden özür diliyorum. Kesinlikle elimde olmayan sebeplerden, yaşadığım aşırı yoğunluktan kaynaklandığını bilmenizi istiyorum. Şimdi çoktandır yarım olan yazımın tamamlanabilmiş olan hali aşağıda. Suriye'den görüntüler ise;

http://www.gulirana.blogspot.com/ da... ( 42 Suriye karesi- başlıkları eklendi)








Merhabalar Efendim;


Suriye çok uzunca zamandır görmek istediğim yerler arasındaydı. Zaman zaman ilgili tur firmalarını inceleyip, niyetlendiğim olmuştu ama, kısmet bugüne imiş. Suriye turları genelde 3 günlük. Biz de grup olarak, cuma ikindi gibi çıkıp, pazartesi akşam eve döndük.





Bizim seçtiğimiz tur gibi birçok firma, Gaziantep'te olduğu için biz cuma akşamı Antep'e indik. Akşam yemeğinin ardından karayolu ile yola koyulduk. Pasaportunda İsrail vizesi olan bir grup arkadaşımızı Suriye sınırında bırakarak sabah namazını Humus'ta Halid bin Velid (R.A) ve Hz. Ömer'in oğlunun (R.A) türbesinin de içinde olduğu bir camiide kıldık.Halid bin Velid Şam'ın da fatihi olan büyük bir komutan. Hakkında detaylı bilgi edinmek isteyen http://enfal.de/ecdad52.htm sitesine bakabilir.



Daha sonra Şam'a hareket ettik. Tüm gezilen yerlerle ilgili arkadaşlarımın bolca çektiği görüntülerden, http://www.gulirana.blogspot.com/ sayfama aktardım. Kendinizi gezmiş hissedecek kadar bol görüntü var. Kendi çektiklerimi ve sınırlı olan yemek resimlerini daha sonra paylaşabilirim.



Şam hadisi şerifte mübarek olarak vurgulanan, içinde bir çok Peygamber, Küçük Cennetül Baki denecek kadar çok fazla ehli beyt vesahabe ve de sayısız evliyanın olduğu bir şehir. Şam'da ilk olarak Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin türbe ve camiini ziyaret ettik. http://gizliilimler.tr.gg/Muhyiddini-Arabi.htm sitesinden detaylı bilgi alınabilir.



Kabil'in Habil'i katlettiği ve dünyada ilk cinayetin işlendiği için yeryüzünün feryat eden bir ağız şeklinde görüldüğü mekan da fazla uzak sayılmaz. Tüm gezilen yerlere ait gulirana'ya çok fazla görüntü ekledim ama, bu mekanda fotoğraf çekmek yasaklanmış.Yine http://www.kalemim.org/ordan-burdan/habil-ve-kabil-kissasi.html dan daha detaylı bilgi alınabilir.




Hz.Hüseyin (R.A) ve 16 Kerbela şehidinin başlarının konulduğu mekanı ve makamlarını ziyaret ettik. İlgili görüntüler http://www.gulirana.blogspot.com/ da mevcut. Hz.Hüseyin ve Hz. Hasan'ın çocuklarının, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Ümmü Hafsa validelerimizin türbelerini ziyaret ettik. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizle ilgili http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1630 sitesinden detaylı bilgi alınabilir.


Emeviye Camii muhteşem! İçinde Hz. Yahya Peygamberin türbesi yer almakta.

Seyyide Zeynep (r.a) Türbe ve Camii'si çok görkemli. Humeyni zamanında İran tarafından dört ton altın kullanılarak yapılmış. Seyyide Zeynep Kerbela'dan kardeşi Hz. Hüseyin'in ve yeğenlerinin başı ile hayatta kalan tek yeğeni dokuz yaşındaki Zeynel Abidin ile birlikte gelmiş. Yezid ve etrafındakilere karşı çok cesur ve anlamlı bir konuşma yaptığı bilinmekte.
Suriye'ye gezi düzenleyen firmaların siteleri de incelenerek detaylı bilgi alınabilir. Aldığım görüntüler belirttiğim gibi diğer blogum gülirana da. Şimdi açıklamalarını da yazacağım. Daha sonra yemekleriyle ilgili izlenim ve görüntülerimi de paylaşırım inşallah.
Mardin Mazıdağı Bilge Köyünde yaşanan, yüreklerimizi burkan olayların yaşanmamasını dilerken, hepiniz hoşçakalın efendim....












Posted by Picasa

16 Mart, 2009

SURİYE GEZİSİ


Antep'ten başlayıp;Humus, Şam, Hama ve Halep olarak devam eden gezimiz güzel anılarla sona erdi. Enkısa zamanda gezi ve çekebildiğim yemek görüntüleri olarak paylaşacağım.. Şimdilik hoşçakalın...

Not: Görütüleri daha büyük ve anlaşılır görmek için üzerine tıklayın lütfen...

Posted by Picasa

06 Mart, 2009

Birkaç Gün Yokum Buralarda .......ve Zeynep Dilruba..

Birkaç gün olmayacağım Istanbul'da... Bir gezi dönüşte paylaşırım izlenimlerimi inşallah. Yukarıda Istanbul'a bolca yağan rahmet damlaları sonucu bahçeden bir görüntü. Aşağıda; Minik Prensesim Zeynep Dilruba, merak eden ve özleyen teyzelerine ithaf olunur...


25 Şubat, 2009

MİM

Asma yaprağında enginar
Zeytinyağlı sarma


İçli köfte



Kirece yatırılan, ıtırlı, bademli domates reçeli. ( ikram ettiğim hiç kimse domates tahmininde bulunmadı)


Patatesli peynirli toplar.. (Tüm lezzetlere ait tarifler blogumda mevcut. )






Sevgili Pasturkey, çok severek yaptığım beş lezzete ilişkin resim eklememi Tagged By Dandoon mimi üzerine talep etmişti. Ben de sevdiklerim arasından seçmeye çalıştım. Teşekkür ediyor, sobe konusunda dileyen tüm arkadaşları davet ediyorum. Hoşçakalın..


17 Şubat, 2009

Gökkuşağı Böreği


Leziz ve güzel bir börek olmuştu 'Gökkuşağı' böreğimiz. Farklı adları da var sanırım. Bizim büyük prenses hasta iken canı çekmişti ve 'çocuğu hasta anne' pskikolojisi ile hemen özene-bezene yaptık. Lakin yeni alınıp, henüz ayarları yapılmamış cep telefonu ile görüntülediğimiz için tam aslını remzetmiyor görünüm. Tarifi daha sonra paylaşmak üzere şimdilik hoşçakalın efendim.....

Tarifimizi yoğunluktan gecikmeli de olsa yazalım.

Malzemeler:

-1/2 su bardağı süt;

-1/2 su bardağı sıvı yağ;

-1 yumurta

- 3 yufka

-Kıyma, soğan, patates, dereotu,maydanoz, peynir, havuç

Kıyma ile soğan sotelenip bir kaba alınır.

Patates bir soğan ile baharat ilavesiyle çevrilir. Peynir, dereotu, maydanoz ılınınca eklenir.

Havuç rendelenip, sotelenir.

Her bir yufka süt ve yağ karışımı ile ıslanır. Her bir kata bir malzeme yayılır. Rulo şeklinde katlayıp, yumurta ve çörek otu, haşhaş serpilir. Fırından çıkıp hafif ılınınca keskin bir bıçakla kesilir. Güzel bir çay eşliğinde hasta çocuğa servis edilir. Bu temenni geçerli olmadan ağız tadıyla denemenizi dilerim. Bir de unutmadan, bizim Kanada da ki hasta kızımızın da canı çekmiş, mümkün olsa oraya ışınlanıp yapmayı da diliyorum.

Sevgili Pasturkey'in mimini bir sonraki postta yazmak üzere hoşçakalın efendim.

Posted by Picasa

11 Şubat, 2009

Şubat Tatilinde Buluşanlar...









Böyle bir başlığın altında çörekler, katmerler görünmesi pek beklenemez kabul ediyorum. Daha ziyade insanları çağrıştıran bir tabir pek tabii ki... Lakin, bizim evde bu şubat tatili çöreklerle birlikte, birbirini sevip hasretlik çeken, teyzeler, kuzenler de buluşmuş, bir tatil molası vermiş oldular...


İlk görüntü Kahramanmaraş Çöreği. Eskiden bayramlarda yapılırmış ama şimdilerde birçok firma tarafından günlük üretilmekte. Tatlısı da tuzlusu da mevcut. Benim tatlıyla aram çok iyi olmadığı için favorim tuzlu çörekler. Eşimin ailesi tarafından son gönderilen paketler stoklarımda. Evde sanırım en çok ben seviyorum. Ağızda dağılan leziz çörekler kilo için bire bir olup, tüketmemek için paketi açmadım ve ol sebepten görüntüyü netten aldım.
İkincisi de daha önceki yıllarda da paylaşmıştım Sivas fırın katmeri. Mayalı hamur servis tabağı büyüklüğünde açılıp, tereyağ eklenip, tekrar yoğrularak, elle büyültülüp, ince ince üzeri çizilip, mahalle odun fırınlarında pişiriliyor..
Üçüncüsünü Kızkardeşim Fatma Şubat tatilinde gelirken Tokat' tan getirmişti. İsmi yoğurtmaç. Bizim fırın katmeri ile çörek arasında bir tat gibi geldi bana.
Bu tatilde üç yörenin fırın lezzetlerinden daha da lezzetli olan yeğenlerim ve kızkardeşim Fatma ile geçirdiğimiz güzel günlerdi. İyi ki varsınız, Fatma, Yurdagül ve İnanç.... Hepinize teşekkürler...






02 Şubat, 2009

KÜÇÜK HANIMIN MUFFİNLERİ


Bizim küçük hanım mutfağa merak saldı biraz. En favori çalışmamız, fındıklı, bol çikolatalı, kremalı, ...... muffinler. Tarifini en kısa zamanda eklemek üzere, hoşçakalın.

Öncelikle belirteyim ki 'bizim küçük hanım' ın yaptığı keklerin ismi cupcake imiş. Tarifi de bir blog açıp, akabinde şifresini unutarak yayınlamış prensesimiz. (http://www.chooseyourcupcake.blogspot.com/
Bana sorarsanız 'mini kek' tabiri biraz daha Türkçe. Çikolataların eritildiği, rendelendiği, kırılmış fındıkların, toz haline getirilmiş bisküvilerin, yapılan türlü çeşit kremaların kullanıldığı tabak-çanağın adı daima bulaşık! Bu bulaşıkları, küçük beden yorgun düştüğü için, pişirme akabinde halledemeyip uykuya geçer. Gece bebeğe mama için kalkan annenin karşılaştığı manzara da, keklerin muhteşem tadı da, küçük bir kalbin katkılarıyla ulaşılan sonuç ta paha biçilemez!..
Eline sağlık tatlım! Hoşçakalın dostlarım...

27 Ocak, 2009

AŞURE ve ÇEDENEYE DAİR...



Çedene, şu bilinen "çıt çıt çedene" şarkısında duymaya alıştığımız kendir, kenevir tohumu çedene. Sivas'ta olduğu gibi Malatya'da da çocuklara eğlencelik kavurga yapılırmış eskiden. Malatya'da dolmalara da katılırmış. Elazığ'da menengiç kahvesi gibi çedenenin de kahvesi yapılıyormuş. Nefes darlığına, sindirim sistemi düzenlenmesinde ve daha bir çok konuda yararları bilinmekte.
Aynı zamanda, ay çekirdeğinde olduğu gibi bir kuş yemi çedene. Kuşların tüylerinin parlak olmasına, erken gelişime yardımıcı olduğu belirtiliyor. Nerede bulunabileceği konusuna gelince Sivas'ta sebze halinde bulunan aktarlardan alıyoruz, burada da aktarlarda olabilir sanıyorum.


Çedeneden bu kadar bahis yeter. Esrar yapılan kısımlarından bahsetmeye gerek yok tabii. Sadede ve de aşureye gelecek olursa dostlar; benim püf noktası olarak belirteceğim husus, mümkünse Gürün yoksa da Nevşehir buğdayı temin etmek. Gürün yarması ılık suda biraz bekleyince çiçek gibi açılıyor. Nevşehir yarması da fena değildi, bir iki taşım kaynatıp, kapattım, birkaç saat sonra hazırdı.

Malzemeler:

- 500 gr. aşurelik buğday (yarma)
- 1 er su bardağı nohut ve fasulye ayrı ayrı haşlanmış.
- 150 gr. çekirdeksiz üzüm, yine aynı oranda kayısı. (Minik doğranmış,her ikisi de biraz ılık suda bekletilmiş.)
- 1 çay bardağı pirinç
- 4-5 karanfil kaynatılıp suyu alınmış.
- 1 su bardağı süt
- 1 adet portakal rendesi
- 1 kg. toz şeker

YAPILIŞI:


- Önce buğday haşlanır.
- Bakliyat eklenip bir taşım kaynatılır.
- Pirinç eklenip yumuşayıncaya kadar kaynatılır.
- Kayısı ve üzüm eklenir, bir taşım kaynatılır.
- Süt eklenir.
- Portakal kabuğu rendesi, karanfil suyu ve en son şeker eklenip, bir taşım kaynatılır.
Çam fıstıkları teflon tavada yağsız hafifçe kavrulursa daha güzel bir tat veriyor. Tarçın, ceviz, arzu edilen kuru yemiş ve nar ile süslenir.

İncir rengini karartığı için eklemiyorum. Hoşçakalın.

26 Ocak, 2009

ÇEDENELİ ÇÖREKLER VE AŞURE



Aşureyi geceden yapıp, akşam iş dönüşü benim için en zor kısım olan dağıtma işini gerçekleştirdik, M.Ali ile birlikte. Çedeneli çörekleri ise dün toplantı çıkışı kızkardeşime uğrayıp, toplanan aile fertlerinin ikramlarına bir çeşitte benden olsun diyerek yaptım.
Çedene bana çocukluğumu, annemin bahçemizde bize yaptığı kavurgaları hatırlatıyor. Kavurga dışında kullanılışını önceki sene Konya ziyaretimiz sırasında kaldığımız otelin kahvaltı da ikram ettiği çıtır çubuklarında görmüştüm. Sivas'tan aldığım çedenelerden düşen payının hala dolapta beklediğini görünce poğaça yerine çedeneli çörek yaparak, ikramlarına ekledim Filiz'in.


Pratik ve beğenilen bir tarif oldu çedeneli çörekler.

- 2 bardak ılık sütü, 1 bardak eritilmiş katı yağ, 1 yumurta akı, karbonat ve un ilavesi ile yumuşacık bir hamur yaptım.
- Yarım çay bardağı sıvı yağ ile birazcık un ekleyerek tekrar karıştırdım. (Böylece daha bir lif lif görünüm arzediyor çörekler.)
- Yumurta sürüp, çedeneleri serperek, 200 derece fırında pişirdim.

Aşureyi yarın bir sonraki postta anlatayım, sağlıkla kalın, hoşçakalın...

19 Ocak, 2009

AYRANLI POĞAÇA -YOĞRURMADAN EKMEK


Çocuklara hafta sonu için bir ev ekmeği, bir de farklı bir tarifte poğaça yapmak istediğim bir cuma akşamı, yoğurmadan ekmeğe portakalağacında rastladım. Eve gider gitmez önce ekmek hamurunu hazırlayıp, bir kenara aldım. Ertesi sabah, gerekli aşamalardan sonra fırına verdim. Sonuçta; tadı Sapanca Altındere Alabalık tesislerinde sunulan ekmeklere benzeyen, doğal, leziz ve kolay bir ekmeğim oldu. Teşekkürler portakalağacı!

Akabinde, tarif defterinde gördüğüm ayranlı poğaça hamurunu hazırlamaya koyuldum. Tarifte kabartma tozu kullanılmıştı. Ben, mayalı hamurlardan hoşlandığım için instant maya kullandım. Bir de yine tarifte olmayan ılık su ekledim. Poğaça hamurunu ertesi sabah kullanmak üzere buzdolabına kaldırdım.

Tariflere geçmeden, tüm Gazze'li çocuklara, annelere, insanlara dualarınızı, maddi-manevi yardımlarınızı esirgemeyin lütfen. Katılmak isteyen olursa, elbistanlım.blogcu.com'da fetih suresi okuma etkinliği yapılmakta. Hoşçakalın, tüm çocuklar, anneler, aileler yuvalarının sıcaklığını kaybetmesin, insanlık, vicdan ve merhamet kazansın.

Yoğurmadan Ekmek için; http://www.portakalagaci.com/oburcuk/2008/12/yo%C4%9Furmadan-ekmek.html bakılabilir. Tarife birebir uyarak yaptığım için tekrar zikretmeye gerek duymadım.

Ayranlı Poğaça:

- 1 su bardağı özeme olarak tabir edilen koyu ayran

- 1 paket eritilmiş margarin.

- 1 çay bardağı sıvı yağ

- 1 su bardağı kaynar su. (Yoğurt buzdolabında olduğu için, ılık bir maya karışımı temini için)

- 3 yemek kaşığı şeker

- 1 tatlı kaşığı tuz

- 1 instant maya, mahlep ve beyazı içine, sarısı dışına bir yumurta.

- Yumuşacık bir hamur elde etmek için aldığı kadar un.

YAPILIŞI:

Yumurta sarısı hariç, tüm malzeme ile yumuşacık bir hamur yapıp, üzerine nemli bir bez örterek buzdolabına kaldırdım. Cumartesi sabahı şekil verip, 200 derece fırında pişirdim. Çocuklar, lezzetli, puf kabaran poğaçaları çok beğendiler.

12 Ocak, 2009

' BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI?'

Söylenmedik birşey kaldı mı bilmem...



"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" cümlesi bundan öte bir durum için ifade edilebilir mi bilemem....

Bir tomurcuk gibi solan çocukları, hele önce ki gün görüp unutamadığım, yaşadığı olaylaron dayanılmaz acılığından elleri çırpınan küçük kızı gördükten, yüreğim dağlandıktan sonra, kendi çocuklarıma yemek yapıp, okşarken hissettiğim suçluluğu anlatabilirmiyim bilemem...


Yaprak gibi, fırtınaya tutulan bir yaprak gibi titriyordun çocuğum teselli edenin kalmışmıydı hayatta, kalsa bile bombalar yağarken başınıza nasıl teskin ediebilir bir çocuk bilemem...


Bu hal yaşandıktan sonra, paylaşamazdım burada çektiğim mutluluk görüntülerini çocuğum...



ÖLEN SEN DEĞİLSİN, ANNEN, KARDEŞİN DEĞİL, ÖLEN İNSANLIK, VİCDAN MERHAMET.


Çok yerinde söylenmiş bir söz, lakin sözden, ağlamaktan, ulaşabilmesi şüpheli yardımlardan başka ne yapmalıyız dualarımızdan başka bilemem.


Ey masum yürekler OSMANLI 1917' DE ÇEKİLİRKEN FİLİSTİN'DEN, İNGİLTERE DIŞİŞLERİ TOPRAKSIZ MİLLET YAHUDİLERİ DAVET EDERKEN MİLLETSİZ TOPRAKLARA, BU KADAR KANLA ISLANANACAĞINI BİLMEM KİMSE DÜŞÜNDÜ MÜ


Masum yüreklerin masum elleri yevmil mahşerde yakalarda olacak. 1948 de işgal edip, 1967 de iyice yerleşen yahudiler kana doyamadı Filistin'de.



İşgal ve vahşet! Fakülte de siyasi coğrafya da görmüştük, işgal hikayenizi. İşgal ve cinayeti 'orantısız güç kullanımı' olarak tarif ve cehalet bence.


Söylenecek çok söz var, lakin ne söylesem kar değil yaprak gibi titreyip, al renklere boyanarak uçan miniklere... Rabbim yardım etsin, insanlara bu vahşete dur demeyii nasip etsin insanlık, vicdan ölmesin. Akif'ten bir şiirle veda etmek istiyorum. Dualarla kalın...



YÂ RÂB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABÂHI?

"İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden,
bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
(A’râf 155)

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,

Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...

Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın

Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?

Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?

Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?

İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!



Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!

Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!

Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!

Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart

06 Aralık, 2008

Kurban Bayramı

Kurban Bayramınızı tebrik eder, dostluğun, insani değerlerin ve paylaşımın en üst seviyeye ulaşmasını dilerim. Büyüklerimizin, fakirlerimizin, hastalarımızın ve de biribirimizin ziyaret edildiği bir bayram olsun. Uzaklardaki kardeşlerimiz Serra'cığım ve niceleri bayram tadını yaşasın.

12 Kasım, 2008

Tevfik Fikret'in Evinden Atatürk Arboretemu'na (Bitki Müzesi)-2




Bir alt postta burada devam edeyim, görüntülerin hepsini ekleyemedim diğerine.
Belgrad Ormanlarının yanı başında yer alan bitki müzesi ile ilgili aşağıdaki adresten detaylı bilgi almak mümkün. Ben en kısa zamanda, bebeğimizin en müsait olduğu vakitte ziyaret etmek istiyorum. Istanbul'da bir cennet sözünü hakediyor izlediğim ve dinlediğim kadarı ile. Biraz yürümek gerektiği için bebişle geziyi ayrıca planlamam lazım.

http://www.altistanbul.com/360+Istanbulda-Bir-CennetAtaturk-Arboretumu.html
Tevfik Fikret'ten iki şiir paylaşarak sizlere veda etmek istiyorum. Güzel yerleri ziyaret edip, güzel düşünmemiz dileği ile tekrar hoşçakalın diyorum.

Bana Kimsin Diye Sorma Meleğim
Bana kimsin diye sorma meleğim
Pek güzel dinle de izah edeyim
Nam-ı naçizime `Fikret' derler
Şi're de nisbetimi söylerler
Kaldığım varsa da gah ekmeksiz
Kalmadım şimdiye dek mesleksiz
Nur bekler gibi nısf-ı şebde
Bekledim on iki yıl mektebde
Sonra çıktım ne için bilmeyerek
Bu da bir cilve-i baht olsa gerek
Bab-ı Ali'ye müdavimlendim
Ehl-i namus diye mimlendim
Şimdi bir hayli eser sahibiyim
Ahmed İhsan'da musahhih gibiyim
Saye-i lutf-i cihan-banide
Hocayım Mekteb-i Sultani'de
Öksüz
"Her gün mektebe gelirken
Kulübesinin önünden
Geçtiğiniz fakir kadın
Pek hastadır, belki yarın
Çocuğu öksüz kalacak;
Bilmem onu kim alacak?
Onlar içinDua edin!
"- Bugün derste hocaefendi
Bize bunları söyledi.
Kuzum anne,
Öksüz nedir?
- Öksüz, Öksüz... Ah!
Sen de birYarım öksüz değil misin?
Büyüdün de onun için
Söylüyorum; güzel ninen
Kaç yıl oldu bu alemden
Çekileli... ben halanım;
VakIa ben de ananım.
Baban asker, uzak yerde;
Kim bilir, hangi çöllerde
Sayıklıyor şimdi seni!
Görmedin nineciğini;
Sen dünyaya geldiğin gün
O dünyadan gitti, küskün.
- Ben onu hiç bilmiyorum.
- Evet, bilemezsin yavrum.
Görmedin ki...
- Yalnız bilsem,
Size benzer miydi, ninem?
-Hayır, benzemezdi, fakat
Biz sana benzeriz, şefkat;
Oksüzüz, ben de, baban da.
Bil ki evladım, cihanda
Yarım öksüzler pek çoktur.
Bil de teselli bul biraz.
Hayır, birlikte yaşamaz
Kimsenin anası babası.
Vatan, öksüzler anası
Yaşatırsak, bir o yaşar...
YaşasIn ta haşre kadar!