20 Eylül, 2006

K.MARAŞ'IN KÖYÜNDEN

Bugün gün boyu eğitim toplantımız vardı ve yazılarımı yazamadım. Lakin çok güzel, çok ahenkli bir eğitim olduğu için tüm yoğunluğuna rağmen tatlı bir yorgunluk kaldı üzerimizde. Konumuz eski tabirle adab-ı muaşeret, şimdiki deyimle de nezaket ve protokol kuralları üzerine idi. Ağırlıklı olarak kamu protokolü olmasına rağmen, adab-ı muaşeret kuralları da azımsanmayacak ölçüde ve hocamızın akıcı, neşeli anlatımıyla çok güzel işlendi. İlgimi çeken, bir iki cümleyi sizlerle paylaşarak, köy yazılarına geçmek istiyorum.

"Usul esasının mukaddimesidir" Mecelle'nin önsözünde geçen bir cümle. Gerçekten de neyi söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz, lisan ve lisanı hal ile (davranış ve sözlerimizin söyleniş şekli) çok önemli. Derste anlatılmadı ama hepimiz biliriz; "söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı." der atalarımız bir cümlede konuyu özetleyerek. Ben de bu mevzuuda eskiden beri bildiğimiz hocamızında geçen eğitimde bahsettiği "sakal yolduran" usulsüzlüğü sonraki bir yazıma bırakarak, zihnimde altını çizdiğim diğer iki cümleyi yazıp konumuza geçiyorum.

"Samimiyet ile laubalilik arasında ince bir çizgi vardır" ve " Ciddiyet ile soğukluk arasında ince bir çizgi vardır." Önemli olan da uçlara kaymadan bu ahengi, bu güzelliği bulabilmek. Düşüncelerime tercüman olan diğer bir hususta "yakın arkadaşlarımız-bana göre yakın tüm insanlarımız -da en az yabancılar kadar saygılı ve kibar davranışı hakederler.

Köye gelecek olursak kayınvalidem yazları köydeki evinde geçiriyor. Şehire göre oldukça serin olmasına rağmen serin bir ortamda yatmak isteyen zevatın bir kısmı, yukarda görülen haymanın altında, geceliyor.



Evin çardağından görüntülediğim manzara.

Çardaktan görüntülediğim üzüm asması. Maraşın köylerinde evlerin mimarisi çok değişik gelmişti bana. Ön kısımda normal bir kanatlı kapıdan giriliyor. Sağda solda odalar mutfak v.s. ve ortada kocaman bir hol, eski tabirle sofa. Sofa devam ediyor kanatlının karşı kısmında duvar yok sofa uzuyor tavan bitiyor, yerini üzüm asmasına ve arkaya doğru uzayan kocaman, terasımsı bir alan alıyor. Tepenizde üzüm asmaları arz-ı endam ediyor. Kapı girişinden tek katlı görünürken üzüm asmasının altında arazinin engebesinden dolayı eskiden ahır olarak kullanılan zemin katı farkediyorsunuz. Arkaya doğru meyve-sebze bahçeleri ve daha altında da hızlı hızlı akan bir çay uzanıyor. Alabalık tesisleri kurulmuş üzerine. Lakin hava çok bunaltıcı, hemen yanıbaşındaki baraj ve çayın etkisiyle nemli, boğucu bir sıcak. En azından asma altında yatanlar, şehirde damda yatanlardan oldukça şanslılar. Düşüp, ayağını bacağını kırdığını duyduğumuz ahbab-ı iyal sayısı hiç de az değil. O bunaltıcı sıcakları görünce, aman neredesin,ikindi de esmeye başlayan, gece olunca yorgana sardıran memleketimin yayla havaları, nerdesin dedim!... Posted by Picasa

GÖREMEDEN SON BİR GÖRÜNTÜ VE k.MARAŞ'IN KÖYÜNDEN GÖRÜNTÜLER

Yazılar yine yarına kısmetse.


 Posted by Picasa

19 Eylül, 2006

GÖREME PERİ BACALARI

Aşağıda Ihlara Vadisi ile ilgili kısımda bahsedildiği üzere; çocuklara kıştan verilmiş bir söz üzerine Göreme'ye gittik. Peri bacaları, içinde küp yapılan ve satılan oldukça serin mekanlar yaz şartlarında. Kışın ise tam tersi sıcak ortamlar. Yoğun olarak, Ürgüp ve Göreme'de olsa da yol güzergahı boyunca bu tarz mekanlar hep var.(Güzergah deyince, Konya çıkışında yol boyunca hep düz ve hep benzer bitki örtüsü, doku görüyor insan. Bu da bana hayatımız da inişler, çıkışlar, üzüntüler ve sevinçler olmasa hayatın tek-düze ve sıkıcı olacağı kanaati uyandı) Köylerde hala, hasat deposu ve hayvan besleme amaçlı ve de konut olarak kullanıldığını müşahede ediyoruz. Aşağıda kısaca Göreme tarihi hakkında bilgi yer almakta.
Nevşehir'e 10 km. uzaklıktaki Göreme kasabası Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yer alır. "Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar" Göreme'nin eski adlarıdır. Göreme ile ilgili 6. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak "Korama" adına rastlanılmıştır. Bu belgede, Hieron adındaki bir azizin 3. yüzyıl sonlarında Korama'da doğduğu, Malatya'da 30 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu ve elinin kesilerek annesine, Korama'ya getirildiğinden bahsedilmektedir. Aziz Hieron'un, Göreme Açık Hava Müzesi'ndeki Tokalı Kilise'de bir freski bulunmaktadır.

Posted by Picasa

IHLARA VADİSİ- GÖREME

Çocuklara yaz tatilinde peri bacalarına gideceğimize söz vermiştik. Konya'da kaldığımız otelden kahvaltıdan sonra ayrılarak Nevşehir yollarına düştük. Kahvaltıda ikram edilen çedeneli çubuklar, bana çocukluğumun çok sevilen çedeneli kavurgalarını hatırlattı ve uygun bir zamanda denenmek için notlarım arasına girdi. Bu niyetle Sivas'tan çedene alındı, yapılınca blog okuyucuları ile paylaşmak da niyet notlarına eklendi.

Ihlara Vadisi'ni ziyaret Sevgili Meslektaşlarımdan Ömür Hanım'ın bu bölgeye gideceğimizi öğrenip, uğramadan gelmeyin tavsiyesi ile oldu. Ihlara hakında detaylı bilgiyi avanos.com'dan almıştım, dileyenler aşağı kısmı okuyabilir.



Nevşehir’den Aksaray’a gelmeden 11 km. kala sola, güzelyurt yoluna dönerek yada Derinkuyu'dan sağa dönerek ıhlara vadisi'ne gidilebilir. Hangi yoldan giderseniz diğerinden dönün ve böylelikle her iki güzergahıda gezmiş olursunuz. Vadiyi bir uçtan öteki uca Melendiz çayı boyunca geçebilirsiniz. Uzunluğu yaklaşık 10 kilometre. Derinliği ise 80 metre. Bu kadar uzun bir yolu yürümek istemiyorsanız, köyü geçtikten sonra vadiye tepeden bakan lokantanın bulunduğu yere gidip, merdivenle aşağıya inebilirsiniz. Yüz metre derindeki vadiye merdivenle inip çıkmanın da biraz yorucu olacağını hatırlatalım. Kanyonun her iki yamacında kayalara yaklaşık 100 kilise oyulmuş. Kiliseler çoğunlukla 11. yüzyılda inşa edilmiş. En iyi durumda olup ziyarete açık bulunanları ise Eğritaş Kilisesi (Köyden yürüyerek veya merdivenle bir saatlik mesafede), Kokar Kilise (Çayın sol kıyısında, merdivene 1 km. uzaklıkta), Pürenli Seki Kilisesi, Ağaçaltı Kilisesi (Merdivenin hemen yakınında, Yılanlı Kilisesi (Köprüyle geçilen sağ tarafta), Bahattin Samanlığı Kilisesi (Belisırma Köyü girişinde, çayın sol kıyısında), Kırkdamaltı Kilisesi (Belisırma Köyüne 500 metre), Sümbüllü Kilise (Merdivenin sol tarafından 250 m. ileride). Direkli Kilise’dir (Belisırma Kilisesi karşısında manastır kilisesi).


Ihlara’da yapılacak gezinin keyifli olduğu kadar yorucu da olduğunu hatırlatalım.(biz ol sebepten, yanımızda çocuklar olduğu için fazla gezemedik.)

Hasandağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çayına ilk çağlardan Kapadokya ırmağı anlamına gelen ‘Potamus Kapadukus” denilmekteydi. 14 km uzunluğundaki vadi ıhlara’dan başlar. Selime’de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100-150 m.dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır. Bazı barınaklar ve kiliseler yer altı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılıdır.
Ihlara vadisi jeomorfolojik özelliklerinden dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet yeri, Savaş ve istila gibi olağanüstü zamanlarda ise gizlenme ve korunma yeri olmuştur. Ihlara vadisi kiliselerindeki süslemeler 6.yüzyılda başlayarak 13.yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir.
Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba ayrılabilir. Ihlara’ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşırlar. Belisırma yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile süslüdür. Ihlara Bölgesi’nde Bizans Dönemi’ne ait bilinen kitabelerin sayısı oldukça azdır. Belisırma köyüne 500 m. uzaklıktaki Aziz georgios (Korkdamaltı) Kilisesi’nde Selçukul Sultanı II.Mesud (1282-1305) ve Bizans İmparatoru II.Andronikos’un adlarını içeren 13.yüzyıla ait freks üzerine yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe bölgeyi ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlamaktadır.
Ihlara Vadisi’nde yer alan ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleridir.
Posted by Picasa

PAPATYA KURABİYE

Papatya kurabiyeyi kızkardeşim özellikle Trakya'da oturduğu dönemde sıkça yapardı. Kızımın doğum gününde cici birşeyler arzu ettiğini görünce yapmaya karar verdim. Geç bir vakitte yapmaya başladığım için, bir kısmını da farklı yaparım düşüncesiyle tırtıl kurabiye kalıbını da hazırlamıştım. Daha önce yazdığım gibi, oğluşumun çok hoşuna gitti ve tamamını yaptı. Papatyalara sap ta kendi tasarımı oldu. Kuralcıyız azıcık. Fırınımız biraz hızlı olduğundan 130 derecede ve kısa sürede pempeleştiler. Bu hali de ev halkının aha hoşuna gitti.

Malzemelerimiz

250 gr. tereyağı
1 çay bardağı ( ç.bardağımız büyük) sıvı yağ
1 çay bardağı yoğurt
1 çay kaşığı silme kabartma tozu
1 su bardağı şeker
6 bardak un
kakao
2 yumurta(beyazları üstüne)


Yapılışı:

Tüm malzemeler karıştırılır. Hamurdan istenilen miktara kakao katılır. Şekil verilir, yumurta akı sürülür ve fırına verilir. Hoşçakalın.
 Posted by Picasa

18 Eylül, 2006

KONYA GEZİSİNDEN

Tatil yazılarına kaldığımız yerden devam edelim isterseniz. Yukardaki resim Kirazlıbahçe'de elinde kirazla Nasrettin Hoca. Yanında da Ali Bey Hazretleri.
Burası Konya Sofrası. Mevlana Türbesine bakan manzarası ve Konya'ya özgü yemekleri ilehoş bir mekan. Üç katlı ahşap bir konaktan restore edilmiş. Biz geç vakit gittik, tandırı güzeldi, tavsiye ederim.
"Dinle neyden gör neler söyler sana
Derdi vardır ayrılıklardan yana"

"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" ve Gel ne olursan ol gel diyen Hazreti Mevlana'nın makamından görüntüler. Hoşçakalın. Posted by Picasa

15 Eylül, 2006

ALİ'NİN PAPATYA KURABİYESİ/ NİCE YILLARA ABLASI


Bugün çok yoğun geçecek bir gün bizim için. Öncelikle bugün ablamızın doğum günü. Ayrıca önceden verilmiş sözler gereği Ali ile birlikte gitmemiz gereken bebek mevlidi ve ev görme ziyaretlerimiz var. Tüm arkadaşlarımızla birlikte bu ziyareti gerçekleştirmeyi planladığımız için ertelememiz mümkün değil. Akşama da bir yolcumuz var uğurlanacak, bugün uzun olsun inşallah diyoruz.

Ablamızın doğum günü dolayısı ile tatil yazılarına ara verelim bugün. O'na bir süpriz hazırlamaya çalışıyoruz oğluş ile. Z.sarmalarımız ve kurabiyelerimizin bir kısmı hazır. Bir kısmını da yardımcım Ali Bey ile hemen yapmaya başlıyacağız. Yukarda görülenleri gece yaptık, kendileri bu ara çok geç uyuyor. Esasında başlangıçta onu yardımcı seçmemin tek sebebi gölge etmemesi için oyalamaktı. Ama çok utandırdı beni niyetimi bilmese de.

Yardımcım işe, saat 22.00 sularında kurabiye yapacağımız zaman, şekerin kalmadığını görmemle başladı. Babamız iş gezisinde olduğu için kendileri ile birlikte bakkala gittik. Hamuru ben yoğurdum. Şekline başladım, oyalansın diye O' na da gösterdim. Çok hoşlandı ve hepsini yaptı! Lakin bir şartı oldu, sapsız, dalsız çiçek olmaz anne! dedi o mekanikimsi sesiyle, daha doğrusu gürledi! Yaprakları bana bağışladı, vazgeçti. Sıkılınca aynı hamurdan biraz da tırtıl kurabiye yaptık. Bugün de patatesli top yapacağız, haydi yardımcım mutfağa! Arzu eden olursa tarifi sonra verelim, acelemiz var çok.


TEŞEKKÜRLER YARDIMCIM!

NİCE GÜZEL YILLARA KIZIM!
Posted by Picasa

14 Eylül, 2006

EMEĞE SAYGISIZLIK, NAM-I DİĞER HIRSIZLIK

Tijen Hanım sitesinde duyurdu (mutfaktazen.blogspot.com) siteye girdiğimizde bizler de vakıf olduk duruma. Sevgili Sonya Abla'nın kanaltürk'ün benzer girişiminden dolayı sitesinde yayınladığı kınamayı da tarifle beraber aynen geçmiş olduklarını görmem de traji komik bir hadise oldu.

Arkadaşların emeğine yapılan bu saygısızlığı kınıyorum. Aşağıda konuyla ilgili Tijen Hanım'ın yazısı yer almakta.

"BU YAZIYI WWW.ISKENDERIYE.COM SITESININ ALT SITESI OLAN WWW.GURME.NET SITESININ YUZSUZLUGUNU IFSA ETMEK ICIN YAZIYORUM. EGER OTOMATIK OLARAK ALIYORLARSA YAZI VE RESIMLERIMIZI, BUNU DA YAYINLAYACAKLARDIR. SIZLERDEN RICAM SIZLER DE SITELERINIZDE BENZER YAZILAR YAYINLAYINIZ KI ONLARI DA YAYINLASINLAR. SADECE BEN SEN O DEGIL, NEREDEYSE TUM YEMEK BLOGLARININ YAZILARI (KI ARALARINDA OZELLERIMIZ DE VAR, YANI IC DOKTUGUMUZ, GURME.NET SITESININ OKURLARINI NORMALDE ILGILENDIRMEMESI GEREKENLER DE. USTELIK BU ISI 2005 YILININ HAZIRAN'INDAN BERI YAPIYORLAR. SAYFANIN SAG TARAFINDAKI ARSIVLERDE EMINIM KENDI ADRESLERINIZI VE YAZILARINIZI DA BULACAKSINIZ. TESADUFEN GORMESEM DAHA DA DEVAM EDECEKLERDI. BU SITENIN DOMAIN SAHIBI VE BILGILERI SOYLE (TESEKKURLER Z.!)

Registrant:
ibrahim karacoban (GURME-NET-DOM)fevzi cakmak mah cukurca sk sk no 8 kadikoyistanbul, 34000Turkey
+90.2122658565

13 Eylül, 2006

BURSA'DA ZAMAN

Haykıran dalgalardan aman buldukça yüzdü çocuklar. Bir akşam üstü görüntüsü alıp hırçın ev sahibimizden, odalarımıza çekildik. Son gece de kükreyip coştu deniz, sabah öfkesi geçmişcesine dingindi fakat bu kadar naz aşık usandırır deyip, düştük Bursa yollarına.
Bu yaz bir yol güzergahı belirleyip, mümkün mertebe dolaşarak ve arzu edilen yerlerde konaklayarak bir tatil geçirmeyi planlamıştık. Bursa'dan başladık. Bursa görüntüleri arasında da ev sahibi konumunda gördüğüm Osman Gazi Türbesi 'ni ve sevdiğim şiirlerden biri olan 'Bursa'da Zaman'ı paylaşmak istedim.
BURSA'DA ZAMAN

Bursada bir eski camii avlusu,
Küçük şadırvanda şakırdayan su,
Orhan zamanından kalma bir duvar
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü
İçinde gülüyor bana derinden
Yüzlerce çeşmenin serinliğinden
Ovanın yeşili göğün mavisi
Ve mimarilerin en ilahis
iBir zafer müjdesi burda her isim
Sanki tek biri anda gün,saat mevsim
Yaşıyor zihnini geçmiş zamanın
Hala bu taşlarda gülen rüyanın
Güvercin bakışlı sessizlik bile
Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle
Gümüşlü bir fecrin zafer aynası
Muradiye sabrın acı meyvası
Ömrünün timsali beyaz Nilüfer
Türbeler camiler eski bahçeler
Şanlı hikayesi binlerce erin
Sesi nabzım olmuş hengamelerin
Nakleder yadını gelip geçene
Bu hayalde uyur Bursa her gece
Her şafak onunla uyanır güler
Gümüş aydınlıkta serviler güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin
Başındayım sanki bir mucizenin
Su sesi ve kanat şıkırtısından
Billur bir avize Bursa'da zaman
Yeşil türbesini gezdik dün akşam

Duyduk bir musiki gibi zamandan
Çinilere sinmiş Kur'an sesini
Fetih günlerinin saf neşesini
Aydınlanmış buldum tebessümle
İsterdim bu eski yerde seninle
Başbaşa uyumak son uykumuzu
Bu hayal içinde...
Ve ufkumuzu
Çepçevre kaplasın bu ziya bu renk
Havayı dolduran uhrevi ahenk
Bir ilah uykusu olur elbette
Ölüm bu tılsımlı ebediyette
Belkide rüyası eski cedlerin
Beyaz bahçesinde su seslerinin. Posted by Picasa

11 Eylül, 2006

Bir atı var ala paça/ Deniz coşmuş nasıl geçe!


Burası Yalova'nın bir beldesi. Oğluşumuz, at sevdasıyla dopdolu, kah bir at bulup binmeyi, kah yüzmeyi hayal ederken, önümüze at üzerinde bir teyze ile yanı sıra yaya devam eden centilmen bir amca çıktı.Delikanlımız, babacığım arabayı durdur nidasıyla yola uçup, atlı teyzemize ben de binebilirmiyim dedi heyecanı dorukta ama en sevimli sesiyle!...

Ata çok zor inip-binmesine rağmen hemen indi Teyzemiz ve Amca, beyefendiyi bindirdi. Çok mutlu oldu kendileri. Amca diken ucu toplamaya gittiklerini, bu otun ihraç edildiğini iyi para verildiğini, akabinde kendi ürünlerinin de toplanma vaktinin geldiğini belirterek, para çok işlerde ama evlatçığım gücümüz kalmadı insanımız yok diğerek durumlarını özetledi. Bu fedakar ve insaniyetli yaşlılarımıza sağlık ve kazançlarına bereket diliyorum.

Arabaya geçtiğimizde " bir atı var ala paça peh peh peh" diyordu Rahmetli Murat Çobanoğlu. Ablamız da bunu kardeşine uyarlayıp yol boyu terennüm etti. Kalacağımız yere geldiğimizde, çoşkun dalgaları görünce;

Bir atı var ala paça peh peh peh,
Deniz coşmuş nasıl yüze hey hey hey' e dönüştü.


07 Eylül, 2006

Berat Kandilinizi kutlar, güzelliklere vesile olmasını dilerim. Zulmün, savaşın, öldürülen bebeklerin görülmediği bir dünya olması duası ile, itibarhaber.eu isimli sitede okuduğum bir kandil yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Güzel günler dilerim.
BERAT GECESİ BERAT ALMAK İÇİN
nasıl ihya edilmeli?

BERAT GECESİ
07 Eylül Perşembe gününü; Cuma gününe bağlayan gece, Ramazan ayının habercisi, Şaban ayının 15. gecesi olup BERAT kandilidir. Berat kandili Müslümanların, sınırsız af ve merhamet sahibi olan Yüce Allah'a sığınarak günahlardan arındıkları, ilâhî lütuf ve bereketlere eriştikleri müstesna zaman dilimlerinden birisidir. Aslı "Beraet" olan ve Türkçe'ye "Berat" olarak giren bu kelimenin sözlük anlamı: "Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak"tır. Dînî literatürde ise: "Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak" mânasını ifade etmektedir. Buna göre Berat gecesi, Allah Teâlâ'nın affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir. Allah Teâlâ, bu mübarek gecede, kendisine yönelip af dileyen mü'min kullarına, cehennemden kurtuluş beratı verir. Berat gecesine, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle, "Mübarek"; kulların günahlarının affolunması ve temize çıkmaları sebebiyle, "Beraet"; kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle: "Rahmet"; geceyi iyi değerlendiren kulların seçilerek salih kullar arasına alınması sebebiyle: "Beraet ve Sakk" adı da verilir. Berat gecesi hayırlarla dolu olayların meydana geldiği bir gecedir. Berat gecesini, bu derece yücelten husus, Berat gecesinin kudsiyeti, Kur'an–ı Kerim'in bu gecede Levh–i Mahfuz'dan dünya semasına indirilmiş olması ile alâkalıdır. Cenab–ı Hak şöyle buyurur:"Ha Mim, (helâl ile haramı ve sair hükümleri apaçık bildiren bu) kitab (Kur'an–ı Kerim)e yemin ederim ki, gerçekten biz onu mübarek bir gecede indirdik. Muhakkak biz (hak din İslâm'dan yüz çevirenleri) uyaranlarız. (O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri) her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır. Hakikat biz, Rabbinden bir rahmet (eseri) olarak (peygamberler) gönderenleriz. Şüphe yok ki Allah Teâlâ (her şeyi) hakkıyla işitenin, (her şeyi de) kemaliyle bilenin ta kendisidir."(1)Âyet–i kerimede geçen "mübarek gece"den maksat, bir tefsire göre Berat gecesidir. Bu tefsir sahiplerinin sahih kabul ettiği rivayetlere göre: Kur'an–ı Kerim'in tamamı, bu gecede Levh–i Mahfuz'dan dünya semasındaki Beyt–i Ma'mur'a indirilmiş, sonra da Kadir gecesinden itibaren Cebrail vasıtasıyla Peygamber Efendimiz'e peyderpey indirilmiştir.(2) Ayrıca Kıblenin Kudüs'teki Mescid–i Aksâ'dan Mekke–i Mükerreme'deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında Şaban ayının 15'inde vuku bulması da bu geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır. Bu önemli iki hâdise münasebetiyle Berat gecesine mahsus şu beş haslet vardır.MAHLÛKATIN MUKADDERATIBU GECE YAZILIR1– Mahlûkatın bir sene içerisindeki rızıkları, zengin veya fakir, aziz veya zelil olacakları, ihya (diriltme) veya imate (öldürme) edilecekleri, ecelleri gibi her mühim iş bu gece tefrik edilir, görevli meleklere verilir. Cenab–ı Hak şöyle buyurur: "…(O, öyle bir gecedir ki, bu geceden gelecek senenin aynı gecesine kadar rızıklar, eceller ve benzeri) her hikmetli iş katımızdan bir emir ile o zaman ayrılır.…"(3)Berat gecesi, ilâhî emirlerin Levh–i Mahfûz'dan yazılmasına başlanır. Kâtip melekler bu geceden, gelecek seneki aynı geceye kadar olan olayları yazar ve bu, "Kadir gecesi" bitirilerek, rızıklara ait nüsha Mikâil'e; musibetlere ait nüsha Azrail'e; harplere, zelzelelere, yıldırımlara, çöküntülere ait nüsha da Cebrail'e teslim olunur. Osman b. Ahnes'den rivayete göre Resûlullah şöyle buyurdu:
"Şaban'dan Şaban'a eceller belirlenip (görevli meleklere bildirilir), o kadar ki adam evlenir, çocuğu olur, oysa ismi ölecekler arasına (yazılıp) belirlenmiştir."(4)Hz. Aişe'den rivayete göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:"Allah Teâlâ, hayrı şu dört gecede yazdırır:a) Kurban Bayramı gecesi,b) Ramazan Bayramı gecesi,c) Şaban ayının yarısı gecesi yani Berat gecesi. Bu gece, Allah Teâlâ, ecelleri ve rızkı yazar. Hacca gidecekler de bu gece yazılır.d) Sabah namazı vaktine kadar Arefe gecesi..." Diğer bir rivayete göre, "Onlar beş gece olup biri de: cuma gecesidir."(5)Binaenaleyh, muhterem okuyucu! Gelin… Mukadderatımızın tayin ve tesbit edildiği bu mübarek gecede, çok çok dua edelim.BU GECEKİ İBADETLER
HER ZAMANKİNDEN FARKLIDIR2– Berat gecesinde yapılan ibadetin fazileti büyüktür. Bu gece hakkında Hz. Ali'den rivayete göre Resûlullah şöyle buyurdu:"Şaban ayının yarısı yani Berat gecesi olduğu zaman kalkınız, o geceyi ibadetle geçiriniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Çünkü Cenab–ı Hak, güneşin batmasıyla birlikte (rahmet ve ihsanıyla, gufran ve inayetiyle) dünya semasına tecelli eder ve şöyle buyurur: Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım. Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım. Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim (o dertten kurtarayım). Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu? (Ve bu hitap) fecir doğuncaya kadar devam eder."(6) "Allah Teâlâ'nın dünya semasına tecelli etmesinden" murad: O'nun rahmet ve bereketinin, hayır ve nimetinin inmesi; sema kapılarının açılması, duaların süratle kabul edilmesi, kullarına rahmet ve merhametle bakmasıdır.Binaenaleyh, bu mübarek gecede yapılacak olan ibadet ve taatta, kılınacak olan kaza veya nafile namazlarında birçok sevap vardır. Bakınız… Rabbimiz nida buyuruyor: "Günahlarının bağışlanmasını isteyen yok mudur? Onu bağışlayayım." –Biz varız, ya Rabbi! diyelim. Günahlarımıza tevbe, istiğfar edelim."Rızık isteyen yok mudur? Onu rızıklandırayım."–Biz varız, ya Rabbi! Bize helâl, bol rızık nasip eyle, diyelim."Bir derde düşen yok mudur? Ona afiyet vereyim (o dertten kurtarayım)."–Biz varız, ya Rabbi! diyelim. Dertlerimizi, hastalıklarımızı, sıkıntılarımızı, müşküllerimizi söyleyelim. Rabbimizden halletmesini isteyelim.RAHMETİN
BOL OLDUĞU GECEDİR3– Allah Teâlâ'nın rahmeti bu gece taşar da taşar. Hazreti Aişe validemiz bu geceyi bize şöyle anlatıyor:"Günün birinde Hazreti Peygamber yanıma girdi. Elbisesini çıkardı, aradan pek bir zaman geçmeden tekrar giyindi. Bunun üzerine beni büyük bir kıskançlık sardı. Kuma (ortak)larımdan birinin yanına gidecek sandım ve çıkıp peşini takip ettim. (Medine'nin kabristanı olan) Bakîu'l–gargad (Cennetül Bakî)de kendisine eriştim. Mü'minlere ve şehidlere istiğfar ve dua ediyordu. Kendi kendime: –Anam babam sana feda olsun, Ya Resûlallah! Sen Rabbinin rızası uğrunda, ben ise dünya peşindeyim, diyerek döndüm. Soluk–soluğa odama girdim. Ardımdan da Resûlullah bana ulaştı ve:–Ey Aişe! Bu soluk soluğa nefes neyin nesi? diye sordu. Ben: –Ya Resûlullah! Anam babam uğruna feda olsun! Yanıma geldiniz, elbisenizi çıkardınız. Sonra fazla durmadan tekrar giyin(ip git)tiniz. Beni kıskançlık tuttu. Ortaklarımdan birinin yanına gideceğinizi zannettim. Nihayet sizi Bakî (kabristanın)da (dua ve istiğfar) yaparken gördüm, dedim. Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu: –Ey Aişe! Allah ve Resûlü sana haksızlık edecek diye mi korkuyorsun? Fakat bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: "Bu gece Şaban'ın yarısı gecesidir. Cenab–ı Hak bu gecede Benî Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısı kadar kimseyi Cehennemden âzâd eder. Fakat bu gece Allah; müşriklerin, kincilerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, hayat ve ihtişamlarına mağrur olanların, ana ve babalarına isyan edenlerin, içki düşkünlerinin yüzlerine bakmaz. Sonra Resûl–i Ekrem elbisesini çıkardı. Bana: –Ey Aişe! Bu gece ibadet etmeme müsaade eder misiniz?" buyurdu. Nezakete bakın!... Cevapta da aynı zarafet ve güzellik... –Evet, sana anam babam feda olsun, ya Resûlallah! dedim. Sonra Hz. Peygamber namaza kalktı. Secdeye kapanıp uzun müddet kaldı. Vefat etti diye endişelendim. Kalktım elimle yokladım. Elimi ayağının iç kısmına koydum, kımıldadı. Ben de sevindim. Secdede şöyle dua ve niyaz ettiğini işittim: "Allah'ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınıyor; senden yine sana sığınıyorum. Zatın yücedir. Sana karşı senayı sayıp bitiremem. Sen kendini nasıl sena ettinse öylecesin."Sabah olunca, bunları Resûl–i Ekrem'e söyledim. O da: –Ey Aişe! Bunları öğrendin mi? dedi. –Evet, ya Rasûlallah! dedim. Resûl–i Ekrem: –Bunları hem öğren hem de başkalarına öğret. Zira bunları bana Cebrail öğretti ve secdede bunları tekrar etmemi emretti, buyurdu.(7)BU GECE AF GECESİDİR4– Bu gece mağfiret gecesidir. Ebû Musa el–Eş'arî'den rivayete göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu."Muhakkak Allah Teâlâ, Şaban ayının yarısı, yani Berat Gecesi (kullarına rahmetle) bakar ve herkesi mağfiret eder. Yalnız müşrik olan kimse ile düşmanlık eden, kin ve husumet besleyen kimseyi mağfiret etmez."(8) Ebû Hüreyre'den rivayete göre, Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:Şaban ayının yarısı, yani Berat gecesinin ilk vaktinde Cebrail bana geldi, şöyle dedi. –Ya Muhammed! Başını semaya kaldır...Sordum: –Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı: –Bu gece, Allah Teâlâ, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanlardan hemen herkesi bağışlar. Meğerki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kâhin, devamlı şarap (alkollü içki) içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olalar. Bu kimseler tevbe edinceye kadar, Allah Teâlâ onları bağışlamaz. Gecenin dörtte biri geçtikten sonra Cebrail yine geldi ve şöyle dedi.–Ya Muhammed! Başını kaldır... Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış. Cennetin birinci kapısında da bir melek durmuş şöyle sesleniyor: –Ne mutlu bu gece rükû edenlere!.. İkinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:–Bu gece secde edenlere ne mutlu!.. Üçüncü kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu: –Bu gece dua edenlere ne mutlu!.. Dördüncü kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:–Bu gece Allah'ı zikredenlere ne mutlu!.. Beşinci kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:–Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu!.. Altıncı kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu:–Bu gece Müslümanlara ne mutlu!.. Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:–Hiçbir dilekte bulunan yok mu ki, kendisine dilediği verilsin? Sekizinci kapıda duran melek de şöyle sesleniyordu: –Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın?Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: –Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak? Şöyle dedi: –Gecenin ilkinden, tan yeri ağarıncaya kadar. Sonra şöyle dedi: –Ya Muhammed! Allah Teâlâ, bu gece, Kelb kabilesinin koyunlarının tüylerinin sayısı kadar kimseyi cehennemden azad eder".(9)Bütün bu hadis–i şeriflerden anlaşıldığına göre Peygamber Efendimiz, bu gecenin mübarek bir gece olduğunu, Müslümanların bu gecede Berat'a mazhar olacaklarını ancak tevbe etmedikleri takdirde, şu kimseler affedilmeyeceklerdir:

1– Allah Teâlâ'ya şirk koşanlar. Bilindiği üzere en büyük günah Allah Teâlâ'ya ortak koşmaktır. Zatında ve sıfatlarında tek olan, eşi, dengi ve benzeri bulunmayan Allah Teâlâ'ya eş koşanları, O, affetmiyeceğini, bunun dışında kalan günahları dilediği kimselerden bağışlayacağını Kur'an–ı Kerim'de şöyle bildirmiştir:"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bundan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır."(10)

2– Kin besleyenler. Bir Müslümanın kalbi başkalarına karşı kesinlikle kin tutmayacak, affedici olacak. Çünkü bu dünyadaki ömür, düşmanlıklarla geçirilecek kadar çok değil. Allah Teâlâ için düşmanlık hariç tabiî.

3– Zina edenler. Zina çok büyük günah. Kur'an–ı Kerim'de değil yapmak, yaklaşılması bile yasaklanmaktadır. Cenab–ı Hak şöyle buyuruyor: "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur."(11)Âyet–i kerimede, "zina etmeyin" denilmeyip de "zinaya yaklaşmayın" buyrulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevk eden; dinen namahrem olan kimselerle başbaşa kalmak, senli–benli, çekici olmak vb. yollar da yasaklanmıştır.

4– Sıla–i rahmi yani akrabaları, dostları ve yakınlarıyla akrabalık bağını, gidiş–gelişi, irtibatı kesen kişi.

5– Yol kesiciler.

6– Hayat ve ihtişamlarına mağrur olanlar.

7– Ana–babalarına karşı gelenler.

8– Bir Müslümanı kasten öldürenler.

9– İçkiye düşkün olanlar.
Evet, bütün bunlar tevbe etmedikleri takdirde, bu mübarek gecede aff–ü mağfirete nail olamayacaklardır.

PEYGAMBERİMİZEŞEFAATIN TAMAMI VERİLDİ

Bu mübarek gece Peygamber Efendimiz'e şefaat hakkının tamamı verilmiştir. Çünkü Peygamberimiz, Şaban'ın on üçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etmiş, bu şefaatin üçte biri verilmiş, on dördüncü gecesi yine niyaz etmiş, üçte biri daha verilmiş, on beşinci gece gene niyaz etmiş ve bu gece şefaatin tamamı ihsan buyrulmuştur. Ancak Allah Teâlâ'nın emirlerinden devenin ürküp kaçtığı gibi kaçıp uzaklaşanlar, bu şefaatten mahrum kalacaklardır.(12)

Peygamberimiz, Şaban ayının ekseriyetini, bazen de tamamını oruçlu geçirirdi.

Peygamberimiz'in Şaban ayında çok oruç tutması, ameller Allah Teâlâ'ya o ayda arz olduğu içindir. Çünkü Üsame b. Zeyd diyor ki:–Yâ Resûlallah! Şaban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?), dedim. Peygamberimiz de:–Bu (Şaban ayı), Receb'le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki o (yani Şaban ayı), amellerin Rabbülalemin'e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum hâlde amelimin yükseltilmesini seviyorum, istiyorum, buyurdu.(13)Hz. Aişe validemizden rivayet edilen bir hadis–i şerifte Peygamberimiz bunun diğer bir sebebini şöyle izah buyurmuşlardır: Hz. Aişe diyor ki: Resûlullah Şa'ban ayının tamamında oruç tutardı. Ona dedim ki:–Yâ Resûlallah! Oruç tutmanda, sana ayların en sevimlisi Şa'ban'dır (değil mi?). Şöyle buyurdu:–(Evet). Çünkü Allah Teâlâ, o sene ölecek olan kimselerin hepsi(nin isimleri)ni o ayda yazar. Ben de, oruçlu olduğum hâlde ecelimin gelmesini seviyorum.(14)

MÜBAREK BERAT GECESİNİNDuaların Kabul Edildiği bir gece olduğu şuuru ve idrakiiçerisinde şöylece ihya etmeye çalışalım:

1– GECEYİ ORUÇLA KARŞILAMAKGeceyi oruçlu olarak karşılamak, geceyi ibadetle geçirmek ve ertesi gün yani Berat günü oruç tutmak. Hazreti Ali'den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:"Şaban ayının yarısı yani Berat gecesi olduğu zaman kalkınız, o geceyi ibadetle geçiriniz, gündüzünde de oruç tutunuz..."(15) Binaenaleyh Şaban ayının 14 ve 15. gündüzünü oruçlu geçirmeliyiz.

2– YASİN–İ ŞERİF VE DUAİftarımızı yapıp Allah Teâlâ'ya şükrettikten ve akşam namazından sonra, üç defa Yasin–i Şerif okunacaktır. Her Yasin'den sonra çokça dua edilmelidir.

3– BOL NAMAZ KILMAK. Bu geceyi namaz kılarak ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Berat gecesi ve gündüzündeki namazları cemaatle kılmaya son derece gayret göstermelidir. Bu gecede ibadet etmenin ve nafile namaz kılmanın çok sevabı vardır. Fakat Berat gecesine mahsus, şekli muayyen ve kılınması sünnet olan bir namaz yoktur. Bu gece kılınacak olan nafile namazına: "Salatu'l–hayır=hayır namazı" denilmiştir ki, birçok rivayette yüz rekâttır. Her rekâtında Fatiha'dan sonra on İhlâs okumak ve iki rekâtta bir selâm vermek sûretiyle yüz rekât kılınır. Ya da her rekâtında Fatiha'dan sonra yüz İhlâs okumak sûretiyle on rekât da kılınabilir. Toplamı bin İhlâs eder. Bu namazın bereketi, uğuru her tarafa yayılır. Bu namazın çok fazileti ve çok çok sevabı vardır. Hasan–ı Basrî (R.A.) şöyle demiştir: Otuz sahâbî bana haber verdi ki: "Bu gece bu namazı kılan kimseye Allah Teâlâ yetmiş kere rahmet nazarıyla bakar ve her bakışında yetmiş ihtiyacını giderir. En küçüğü günahlarını mağfiret etmesidir."(16)

4–TEVBE–İSTİĞFARBu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih "Estağfirullah" demeliyiz. Çünkü Cenab–ı Hakk'ın bu gece ve gündüzündeki bu büyük rahmeti, mağfireti ve bağışlaması hiç şüphe yok ki ona talib ve lâyık olanlar içindir. Tevbe, vücudun bütün azalarının Cenab–ı Hakk'ın emrine dönmesi demektir. Sözü papağan da söyler, amma idrak etmeden söyler.

5– SALÂT–Ü SELÂM OKUMAK Peygamberimize hiç olmazsa bir salat–ü selâm okumalıyız. Can–ı gönülden, "es–salâtü ve's–selamü aleyke ya Resûlallah" demeliyiz

.6– KUR'AN–I KERİM OKUMALI, DİNLENİLMELİ. Peygamberimizin, ashabın, tâbiînin, diğer büyüklerimizin, meşayihimizin, akrabalarımızın özellikle analarımızın, babalarımızın ve hocalarımızın... Kısacası bütün Müslümanların ruhlarına Kur'an–ı Kerim okunmalıdır. Bir düşünelim! Bu akşam biz ölmüş olsaydık, kabirde olmuş olsaydık, bize akrabalarımız, yakınlarımız, dostlarımız tarafından ne yapılmasını beklerdik? Biz de aynısını yapalım ki bize de arkamızdan gelenler yapsınlar!…

7– BÜTÜN MÜSLÜMANLAR DUA ETMELİ Mağfiret–i ilâhiyyeye, maddî ve mânevî bütün hayırlara, bereketlere ve Berat'a nail olmaları, yeryüzünden zulüm ve küfrün kalkıp İslâm'ın hâkim olması için de içtenlikle bol bol dua edilmelidir.

8– BERAT GECESİ GÜNDÜZÜNDE KABİR ZİYARETİ:Mezarlar, yakınlarımızın kabirleri ziyaret edilmeli, ruhlarına Kur'an–ı Kerim okumalı, dua etmeli, onlar için de Allah Teâlâ'dan mağfiret dilemelidir.
9– BERAT GECESİ VE GÜNDÜZÜNDE YARDIM YAPILMALIFakir fukarayı, yetim ve kimsesizleri görüp gözetmek, ihtiyaç içerisinde kıvranan din kardeşlerimizin yardımlarına koşmak, onlara imkânlar ölçüsünce tasaddukta bulunmak, mutlaka yapmamız lâzım gelen bir husustur.
10– AİLEMİZİ SOHBET VE ONLARI BİLGİLENDİRMEMübarek diğer zamanlar, geceler gibi bu mübarek gece hakkında da aile efradımıza, özellikle çocuklarımıza lüzumlu bilgileri vermeli, mâna ve ehemmiyetini anlatmalı ve benimsetmeliyiz. Böylece onların da bu gecenin feyzinden istifade etmelerine vesile olalım.

BERATINIZI ALMAK DİLEĞİYLEBu duygu ve düşüncelerle bütün mü'minlerin Berat kandillerini tebrik ediyor, daha nice Berat gecelerine sıhhat ve afiyetle erişmemizi ve bu mübarek gecenin Rabbimizin istediği manada ihya edilmesini, değerlendirilmesini ve bu mübarek gecenin mü'minlerin mağfiret–i ilâhiyyeye nail olmalarına ve Berat almalarına; tüm İslâm âleminin birlik ve dirliğine, dünyanın pek çok yerinde haksızlığa ve saldırıya uğramış Müslüman kardeşlerimizin kurtuluşlarına, insanlığın hidayet ve barışına, huzur ve saadetine; dünyanın değişik bölgelerinde akan kan ve gözyaşının durmasına, maddî ve manevî hayırlara–bereketlere vesile olmasını Cenab–ı Hakk'tan dilerim. Allah Teâlâ cümlemizi, bu mübarek gecede beratını eline alan kullarından eylesin. Âmin

30 Ağustos, 2006

MERHABALAR

Uzunca ve güzel bir tatilin ardından evimize döndük. Şimdilik bu kadar yazabiliyorum, görüşmek üzere....

21 Temmuz, 2006

TATİL


Önceki yazımda belirtmiştim yarından itibaren olmayacağım. Bir ay boyunca tavuk köftesi görülmemesi için bir kaç resim eklemeyi uygun buldum. Üstte görülen Sivas Şifahiye Medresesi. Eylül başında kısmet olursa görüşmek üzere. Allah'tan hepinize mutlu, sağlıklı, güzellikler dolu günler bahşetmesini diliyorum. Hoşçakalın. Posted by Picasa

20 Temmuz, 2006

TAVUK KÖFTESİ

Tavuk köftesi tatil öncesi belki de son paylaşımım. Kısmet olursa bu hafta son, tatile çıkmayı planlıyoruz. Tarif Sofra Dergisi'nin 95 li yıllara ait bir sayısından. Köfteleri patlıcan, patetes ve biber kızartması ile servis önerilmiş. O an evde patlıcan olmadığı için listeden çıkarıldı. Patatesi çocuklardan dolayı, biberi eşimi düşünerek tercih ettim. Yeşilliklerle arası iyi olan biri olarak, son anda yeşil soğanları elimle koparıp, yıkayıp bir dilim limon eşliğinde servise ekledim.

Bu ara elişi türü eklemiyorum. Elişi yazın pek yapılmaz ve modeller de ilgi görmez düşüncesi ile erteledim. Gezi ve diğer şiir, hikaye türünü artık Kızımla birlikte gulirana'da paylaşıyoruz. Küçükhanım ilk paylaşımını yaptı ve ilk günler neredeyse dakika başı kontrol etti. Baktı ziyaret var ama yorum yok, vazgeçti kontrolden.

Tarifimiz ise şöyle;
Malzemelerimiz:

- 1 adet tavuk göğsü
- 2 dilim bayat ekmek içi
- 3 yumurta
- 100 gr. tulum peyniri
- Bir tutam çok ince kıyılmış maydanoz
- Karabiber ve arzu edilen başka baharatlar
- Galete unu
- Kızartmak için; sıvı yağ.

YAPILIŞI:
Tavuk göğsü haşlanıp çok ince ayrıştırılır. Yumurtanın 2 si ve galete unu hariç tüm malzemeler yoğrulur. Köfte şekli verilip, önce yumurtaya, sonra galete ununa, en son yine yumurtaya bulanıp kızartılarak, havlu peçeteye alınır. Arzu edilen malzeme ile servis yapılır.



Gittiğim yerlerden mümkün mertebe görüntüler alarak, sizlerle paylaşmayı düşünüyorum. Planlarımızda bir değişiklik olmaz ise Ağustos sonlarına kadar olmayacağım. Güzel günler dileği ile, hoşçakalın.










Posted by Picasa

19 Temmuz, 2006

SALATALIK ÜRETİMİMİZ!

Salatalık Oğluşumun neredeyse tek ve çok fazla tüketiği bir sebze. İlki dilimlenecek, ikincisi bütün olarak... yenilecek gibi değişmez kurallarımız da mevcut. Bu yıl kendi salatalığını kendi üretmeye karar verdi çocukcağız ve başladık araştırmaya en yakın nereden fide temin edebiliriz diye. Aynı işyerinde görev yaptığımız ve aynı zamanda Uluslararası İlişkiler mezunu olması hasebiyle meslektaşım olan Sevgili Sedef'in bilgilendirmesi ile bu civarda bulunan büyük bir semt pazarından temin ettik. Hızla büyüdü, çiçeklendi ama, kornişon salatalık çıktı. Yavrucak bakıp, bakıp niye büyümüyor bunlar diye üzülünce, bunlar Senin gibi yavru salatalıklar deyip teselli ettik. Artık turşuluklarınız Ali'nin saksılarından Arkadaşlar! Hoşçakalın. Posted by Picasa

18 Temmuz, 2006

HAFTA SONUNDAN LEZZETLER/ ÇARŞAF BÖREĞİ, YAĞ MANTISI VE BOORSOK

Çarşaf böreğini Mutfakgüncesinden Sevgili Şaziye'nin blogunda görmüştüm. Mayalı olması ve yapılışının kolaylığı sebebiyle hemen mutfağa geçtiğim bir tarif. Lezzet olarak da tam puan alınca, misafirlerimize ikincisi yapıldı. Tarifte belirtildiği gibi, hazırlanıp, pişmesi bir saat içinde gerçekleşiyor ve size lezzeti yanında elde açılmış, güzel bir börek yapma mutluluğuda veriyor. Tarif için, www.mutfakguncesi.blogspot.com a bakılabilir. Ben tek fark olarak, geçen yaz eşimin memleketinden kilolarca aldığım susamı, senesi gelmeden bitirmek istediğim ve çocuklarım susamı sevdiği için bolca susam serptim.
Emeklilik Hobilerimden Sevgili Hülya'nın tanıtımı ile ilk ziyaretimi yaptım Sevgili Olsai'nin sitesine. Ortaasya mutfağını incelerken, Kırgız mutfağından babannesinin yaptığını belirttiği boorsok ve tokoç' u yapmaya karar verdim. İkisinde aynı hamuru kullandığını görünce, ben birazcık daha fazla ölçüleri geniş tuttum ve bizim Kayseri yöresinin, yağ mantısını da aynı hamurdan yapmış oldum. Ilık süt, çok az ılık su, maya, şeker ve tuzdan oluşan bir hamur. Yağ mantısında büyükçe açıp, kocaman mantılar şeklinde iç koyup kapatıp kızartıyorsunuz. Sarımsaklı yoğurt ve sosla servis malum şekilde. Boorsok da mantı gibi kesiliyor ve üzerine mutfak bezi örtüp bekletiyor ve kızgın yağda kızartıyorsunuz. Tokoç ben evden çıkarken henüz fırından çıktığı ve benim yetişmem gereken bir nikah, misafirlerde yakınlarımız olunca onu görüntüleyemeden çıkmış olduğumdan resmi yok. www.plovetconfit.net ten bakılabilir.
Posted by Picasa

17 Temmuz, 2006

ŞEFTALİLİ KEK

Şeftalili kek'ten daha önce bahsetmiştim. Kullanılan şeftali miktarı çok fazla olmadığı için stok üzerindeki etkisi az, damaklardaki etkisi ise fazla oldu. Peyzaj mimarı arkadaşımız Sevgili Sibel'in sayesinde balkonumuzdaki rengarek petunyaların kokusu, benim favorim olan tomurcuk ve kakule kokulu çayın yanında şeftalili bir kek güzel bir ikram oldu.

Bu haftasonu çok yoğun ve çok dolu geçti.Cumartesi sabahı sitesini Emeklilik Hobilerimden Sevgili Hülya vasıtası ile öğrendiğim Ortaasyalı bir arkadaşın verdiği Kırgız mutfağından hamur işleri deneyip, tatmaya vakit bulamadan, yoğun bir programımız olduğu için çıktım evden. Pazar günü Istanbul'a çok kısa bir süre için gelen Sevgili Tuhfe ile görüştüm ve O'nu bizzat tanımaktan mutlu oldum.

Tarife gelecek olursak;

- 3 bardak un
- 3 yumurta
- 1 su bardağı zeytinyağı
- 1.5 bardak şeker
- 1/2 bardak süt
- 3 adet ortaboy şeftali
- 1 paket+1 çay kaşığı kabartma tozu


Yapılışı:

Şeker ve yumurta yüksek ayarda çırpılır. Yağ ve rendelenip tavaya alınan ve suyu çekilen şeftaliler ve süt eklenir. Tekrar çırpılır. Enson kabartma tozu karıştırılmış un eklenir ve hafifçe karıştırılır. Ben kelepçeli kalıpta pişirdim normal kalıpta olabilir sanırım.
 Posted by Picasa

14 Temmuz, 2006

FIRINDA KREMALI KABAK

Haftalık zerzavat alışverişleri sırasında,son bir yıldır her nedense almayı alışkanlık haline getirdiğimiz kabaklara yeni bir tarif, farklı bir lezzet ararken, www.blogcu.com/baharcicegi, Sevgili Öznur'da bu tarife rastladım. Son zamanlarda edindiğim başka bir alışkanlıkta evde sayısı belirsiz yemek dergi ve stoğuna rağmen, artık neredeyse sadece netten araştırma yapmam sanırım. Kendi kendime önümüzdeki günlerde diğer kaynaklara da bakma temennisinde bulunarak yemeğe geçiyorum.
Hem pratik, hem lezzetli, hem de vejeteryan misafirlerimiz içinde güzel bir seçenek olması hasebiyle, bizim evde yapılabilecek tatlardan biri olarak oylanıp seçilmiş oldu. Vejeteryan derken Şirinemiz Candan'a ithaf olunur bu yemek.

Malzemeler:

-5-6 adet kabak
-2-3 havuç
- 200gr.kaymak(krema) (yaz mevsimi olduğu için yarıya indirmek daha uygun)
- yarım su bardağı süt (kremayı azaltığım için kullandım)
-2 kaşık un
-200 gr.rende kaşar
-Sarımsak ve sevilen baharatlar

YAPILIŞI

Kabak ve havuçlar halka halka doğranır. Tüm malzeme karıştırılıp, borcama yayılır.
150 derece fırında pişirilir.

Görüldüğü üzere oldukça pratik, bir o kadar da lezzetli. Tekrar denediğimde kabaktan ayrı düşünemediğim dereotunu da eklemeyi düşünüyorum. Teşekkürler Öznur.
 Posted by Picasa

13 Temmuz, 2006

ŞEFTALİ ŞERBETİ

Öncelikle www.gulirana.blogspot.com da paylaştığım Kütahya-Emet notları nihayet bitti. Kütahya dönüşü, Osmancık taraflarında eşim meyve almak için indiğinde şeftaliyi bir kasa aldığını öğrendiğimde, kendisi bol bol yesin çocuklar temennisine bulunmuştu ama; ben anneleri olarak bol bol yemeyeceklerinden ve bozulacağından emin olduğum için, tarifler düşünmeye başladım ve eve sağ-salim gelirsek netten arkadaşlara da bakayım dedim kendi kendime.

İlk olarak şeftalili keki denedim. Güzel bir kek oldu (daha sonra paylaşırım inşallah) ama, topu topu üç orta boy şeftali kullanıldığı için stoğa ciddi bir etkisi olmadı pek tabii olarak.

Portakalağacından araştırayım dedim ve Sevgili Hatice'nin 3 kg. şeftaliden yapılan şeftali şerbetini görünce, işte bu harika dedim. Hem sıcaklarda doğal bir meyve suyu, hem de şeftaliler heba olmayacak. Yaptıktan sonra ikram ettiğim insanlardan aynı tepkiyi almak ta beni mutlu etti, teşekkürler Hatice'ye.

Yapılışına gelince;

3 kg. şeftali
1 litre su
3 bardak şeker
3 adet limon.

Şeftaliler soyulup, çekirdekleri ayıklanıp doğranıyor. Üzerine bir bardak şeker ve iki limon suyu eklenip, serin bir yerde, bir gece ağzı kapalı bekletiliyor.

Ertesi gün, bir litre su, 2 bardak şeker ve bir limonla kaynatılıp soğumaya bırakılıyor.
Şeftaliler suyunu salmış oluyor. Kalanını da eziyoruz. Soğuyan şekerli, limonlu suya ekleyip, süzgeçten geçiriyoruz. Hatice'nin tarifi aldığı kitapta o günün şartlarına göre olsa gerek, şişelere konup, ağzı mumlanır denilmekteymiş. Kendisi kelepçeli kavanozları tercih ettiğini yazmıştı. Bardağa yarısına kadar koyup üzerine biraz soğuk su ekleyerek tüketiliyor. Bizim evde çok fazla içileceğini düşünerek ben, ağzı kapalı sürahilere koyarak dolapta sakladım ve sıcaklarda serin ve doğal bir içecek olarakev halkından ve misafirlerden beğeni topladı ve çabucak bitti. Tavsiye ederim, hoşçakalın efendim.
Posted by Picasa

10 Temmuz, 2006

BUGÜN YİNE...

Bugün yine çok yoğun bir gündü. Ne burayı güncelleyebildim ne de gulirana'da yarım kalan Kütahya-Emet izlenimlerini aktarabildim. Hele Emet düğünü yılan hikayesine döndü. Yarın görüşmek niyeti ile hoşçakalın.