20 Mart, 2009

SURİYE GEZİSİ-2


Öncelikle;

Bu kadar gecikmeli bir yazı olduğu için gezi notlarını bekleyen, blogumu ziyaret edenlerden özür diliyorum. Kesinlikle elimde olmayan sebeplerden, yaşadığım aşırı yoğunluktan kaynaklandığını bilmenizi istiyorum. Şimdi çoktandır yarım olan yazımın tamamlanabilmiş olan hali aşağıda. Suriye'den görüntüler ise;

http://www.gulirana.blogspot.com/ da... ( 42 Suriye karesi- başlıkları eklendi)








Merhabalar Efendim;


Suriye çok uzunca zamandır görmek istediğim yerler arasındaydı. Zaman zaman ilgili tur firmalarını inceleyip, niyetlendiğim olmuştu ama, kısmet bugüne imiş. Suriye turları genelde 3 günlük. Biz de grup olarak, cuma ikindi gibi çıkıp, pazartesi akşam eve döndük.





Bizim seçtiğimiz tur gibi birçok firma, Gaziantep'te olduğu için biz cuma akşamı Antep'e indik. Akşam yemeğinin ardından karayolu ile yola koyulduk. Pasaportunda İsrail vizesi olan bir grup arkadaşımızı Suriye sınırında bırakarak sabah namazını Humus'ta Halid bin Velid (R.A) ve Hz. Ömer'in oğlunun (R.A) türbesinin de içinde olduğu bir camiide kıldık.Halid bin Velid Şam'ın da fatihi olan büyük bir komutan. Hakkında detaylı bilgi edinmek isteyen http://enfal.de/ecdad52.htm sitesine bakabilir.



Daha sonra Şam'a hareket ettik. Tüm gezilen yerlerle ilgili arkadaşlarımın bolca çektiği görüntülerden, http://www.gulirana.blogspot.com/ sayfama aktardım. Kendinizi gezmiş hissedecek kadar bol görüntü var. Kendi çektiklerimi ve sınırlı olan yemek resimlerini daha sonra paylaşabilirim.



Şam hadisi şerifte mübarek olarak vurgulanan, içinde bir çok Peygamber, Küçük Cennetül Baki denecek kadar çok fazla ehli beyt vesahabe ve de sayısız evliyanın olduğu bir şehir. Şam'da ilk olarak Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin türbe ve camiini ziyaret ettik. http://gizliilimler.tr.gg/Muhyiddini-Arabi.htm sitesinden detaylı bilgi alınabilir.



Kabil'in Habil'i katlettiği ve dünyada ilk cinayetin işlendiği için yeryüzünün feryat eden bir ağız şeklinde görüldüğü mekan da fazla uzak sayılmaz. Tüm gezilen yerlere ait gulirana'ya çok fazla görüntü ekledim ama, bu mekanda fotoğraf çekmek yasaklanmış.Yine http://www.kalemim.org/ordan-burdan/habil-ve-kabil-kissasi.html dan daha detaylı bilgi alınabilir.




Hz.Hüseyin (R.A) ve 16 Kerbela şehidinin başlarının konulduğu mekanı ve makamlarını ziyaret ettik. İlgili görüntüler http://www.gulirana.blogspot.com/ da mevcut. Hz.Hüseyin ve Hz. Hasan'ın çocuklarının, Ümmü Seleme, Ümmü Habibe, Ümmü Hafsa validelerimizin türbelerini ziyaret ettik. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizle ilgili http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1630 sitesinden detaylı bilgi alınabilir.


Emeviye Camii muhteşem! İçinde Hz. Yahya Peygamberin türbesi yer almakta.

Seyyide Zeynep (r.a) Türbe ve Camii'si çok görkemli. Humeyni zamanında İran tarafından dört ton altın kullanılarak yapılmış. Seyyide Zeynep Kerbela'dan kardeşi Hz. Hüseyin'in ve yeğenlerinin başı ile hayatta kalan tek yeğeni dokuz yaşındaki Zeynel Abidin ile birlikte gelmiş. Yezid ve etrafındakilere karşı çok cesur ve anlamlı bir konuşma yaptığı bilinmekte.
Suriye'ye gezi düzenleyen firmaların siteleri de incelenerek detaylı bilgi alınabilir. Aldığım görüntüler belirttiğim gibi diğer blogum gülirana da. Şimdi açıklamalarını da yazacağım. Daha sonra yemekleriyle ilgili izlenim ve görüntülerimi de paylaşırım inşallah.
Mardin Mazıdağı Bilge Köyünde yaşanan, yüreklerimizi burkan olayların yaşanmamasını dilerken, hepiniz hoşçakalın efendim....












Posted by Picasa

16 Mart, 2009

SURİYE GEZİSİ


Antep'ten başlayıp;Humus, Şam, Hama ve Halep olarak devam eden gezimiz güzel anılarla sona erdi. Enkısa zamanda gezi ve çekebildiğim yemek görüntüleri olarak paylaşacağım.. Şimdilik hoşçakalın...

Not: Görütüleri daha büyük ve anlaşılır görmek için üzerine tıklayın lütfen...

Posted by Picasa

06 Mart, 2009

Birkaç Gün Yokum Buralarda .......ve Zeynep Dilruba..

Birkaç gün olmayacağım Istanbul'da... Bir gezi dönüşte paylaşırım izlenimlerimi inşallah. Yukarıda Istanbul'a bolca yağan rahmet damlaları sonucu bahçeden bir görüntü. Aşağıda; Minik Prensesim Zeynep Dilruba, merak eden ve özleyen teyzelerine ithaf olunur...


25 Şubat, 2009

MİM

Asma yaprağında enginar
Zeytinyağlı sarma


İçli köfte



Kirece yatırılan, ıtırlı, bademli domates reçeli. ( ikram ettiğim hiç kimse domates tahmininde bulunmadı)


Patatesli peynirli toplar.. (Tüm lezzetlere ait tarifler blogumda mevcut. )






Sevgili Pasturkey, çok severek yaptığım beş lezzete ilişkin resim eklememi Tagged By Dandoon mimi üzerine talep etmişti. Ben de sevdiklerim arasından seçmeye çalıştım. Teşekkür ediyor, sobe konusunda dileyen tüm arkadaşları davet ediyorum. Hoşçakalın..


17 Şubat, 2009

Gökkuşağı Böreği


Leziz ve güzel bir börek olmuştu 'Gökkuşağı' böreğimiz. Farklı adları da var sanırım. Bizim büyük prenses hasta iken canı çekmişti ve 'çocuğu hasta anne' pskikolojisi ile hemen özene-bezene yaptık. Lakin yeni alınıp, henüz ayarları yapılmamış cep telefonu ile görüntülediğimiz için tam aslını remzetmiyor görünüm. Tarifi daha sonra paylaşmak üzere şimdilik hoşçakalın efendim.....

Tarifimizi yoğunluktan gecikmeli de olsa yazalım.

Malzemeler:

-1/2 su bardağı süt;

-1/2 su bardağı sıvı yağ;

-1 yumurta

- 3 yufka

-Kıyma, soğan, patates, dereotu,maydanoz, peynir, havuç

Kıyma ile soğan sotelenip bir kaba alınır.

Patates bir soğan ile baharat ilavesiyle çevrilir. Peynir, dereotu, maydanoz ılınınca eklenir.

Havuç rendelenip, sotelenir.

Her bir yufka süt ve yağ karışımı ile ıslanır. Her bir kata bir malzeme yayılır. Rulo şeklinde katlayıp, yumurta ve çörek otu, haşhaş serpilir. Fırından çıkıp hafif ılınınca keskin bir bıçakla kesilir. Güzel bir çay eşliğinde hasta çocuğa servis edilir. Bu temenni geçerli olmadan ağız tadıyla denemenizi dilerim. Bir de unutmadan, bizim Kanada da ki hasta kızımızın da canı çekmiş, mümkün olsa oraya ışınlanıp yapmayı da diliyorum.

Sevgili Pasturkey'in mimini bir sonraki postta yazmak üzere hoşçakalın efendim.

Posted by Picasa

11 Şubat, 2009

Şubat Tatilinde Buluşanlar...









Böyle bir başlığın altında çörekler, katmerler görünmesi pek beklenemez kabul ediyorum. Daha ziyade insanları çağrıştıran bir tabir pek tabii ki... Lakin, bizim evde bu şubat tatili çöreklerle birlikte, birbirini sevip hasretlik çeken, teyzeler, kuzenler de buluşmuş, bir tatil molası vermiş oldular...


İlk görüntü Kahramanmaraş Çöreği. Eskiden bayramlarda yapılırmış ama şimdilerde birçok firma tarafından günlük üretilmekte. Tatlısı da tuzlusu da mevcut. Benim tatlıyla aram çok iyi olmadığı için favorim tuzlu çörekler. Eşimin ailesi tarafından son gönderilen paketler stoklarımda. Evde sanırım en çok ben seviyorum. Ağızda dağılan leziz çörekler kilo için bire bir olup, tüketmemek için paketi açmadım ve ol sebepten görüntüyü netten aldım.
İkincisi de daha önceki yıllarda da paylaşmıştım Sivas fırın katmeri. Mayalı hamur servis tabağı büyüklüğünde açılıp, tereyağ eklenip, tekrar yoğrularak, elle büyültülüp, ince ince üzeri çizilip, mahalle odun fırınlarında pişiriliyor..
Üçüncüsünü Kızkardeşim Fatma Şubat tatilinde gelirken Tokat' tan getirmişti. İsmi yoğurtmaç. Bizim fırın katmeri ile çörek arasında bir tat gibi geldi bana.
Bu tatilde üç yörenin fırın lezzetlerinden daha da lezzetli olan yeğenlerim ve kızkardeşim Fatma ile geçirdiğimiz güzel günlerdi. İyi ki varsınız, Fatma, Yurdagül ve İnanç.... Hepinize teşekkürler...






02 Şubat, 2009

KÜÇÜK HANIMIN MUFFİNLERİ


Bizim küçük hanım mutfağa merak saldı biraz. En favori çalışmamız, fındıklı, bol çikolatalı, kremalı, ...... muffinler. Tarifini en kısa zamanda eklemek üzere, hoşçakalın.

Öncelikle belirteyim ki 'bizim küçük hanım' ın yaptığı keklerin ismi cupcake imiş. Tarifi de bir blog açıp, akabinde şifresini unutarak yayınlamış prensesimiz. (http://www.chooseyourcupcake.blogspot.com/
Bana sorarsanız 'mini kek' tabiri biraz daha Türkçe. Çikolataların eritildiği, rendelendiği, kırılmış fındıkların, toz haline getirilmiş bisküvilerin, yapılan türlü çeşit kremaların kullanıldığı tabak-çanağın adı daima bulaşık! Bu bulaşıkları, küçük beden yorgun düştüğü için, pişirme akabinde halledemeyip uykuya geçer. Gece bebeğe mama için kalkan annenin karşılaştığı manzara da, keklerin muhteşem tadı da, küçük bir kalbin katkılarıyla ulaşılan sonuç ta paha biçilemez!..
Eline sağlık tatlım! Hoşçakalın dostlarım...

27 Ocak, 2009

AŞURE ve ÇEDENEYE DAİR...



Çedene, şu bilinen "çıt çıt çedene" şarkısında duymaya alıştığımız kendir, kenevir tohumu çedene. Sivas'ta olduğu gibi Malatya'da da çocuklara eğlencelik kavurga yapılırmış eskiden. Malatya'da dolmalara da katılırmış. Elazığ'da menengiç kahvesi gibi çedenenin de kahvesi yapılıyormuş. Nefes darlığına, sindirim sistemi düzenlenmesinde ve daha bir çok konuda yararları bilinmekte.
Aynı zamanda, ay çekirdeğinde olduğu gibi bir kuş yemi çedene. Kuşların tüylerinin parlak olmasına, erken gelişime yardımıcı olduğu belirtiliyor. Nerede bulunabileceği konusuna gelince Sivas'ta sebze halinde bulunan aktarlardan alıyoruz, burada da aktarlarda olabilir sanıyorum.


Çedeneden bu kadar bahis yeter. Esrar yapılan kısımlarından bahsetmeye gerek yok tabii. Sadede ve de aşureye gelecek olursa dostlar; benim püf noktası olarak belirteceğim husus, mümkünse Gürün yoksa da Nevşehir buğdayı temin etmek. Gürün yarması ılık suda biraz bekleyince çiçek gibi açılıyor. Nevşehir yarması da fena değildi, bir iki taşım kaynatıp, kapattım, birkaç saat sonra hazırdı.

Malzemeler:

- 500 gr. aşurelik buğday (yarma)
- 1 er su bardağı nohut ve fasulye ayrı ayrı haşlanmış.
- 150 gr. çekirdeksiz üzüm, yine aynı oranda kayısı. (Minik doğranmış,her ikisi de biraz ılık suda bekletilmiş.)
- 1 çay bardağı pirinç
- 4-5 karanfil kaynatılıp suyu alınmış.
- 1 su bardağı süt
- 1 adet portakal rendesi
- 1 kg. toz şeker

YAPILIŞI:


- Önce buğday haşlanır.
- Bakliyat eklenip bir taşım kaynatılır.
- Pirinç eklenip yumuşayıncaya kadar kaynatılır.
- Kayısı ve üzüm eklenir, bir taşım kaynatılır.
- Süt eklenir.
- Portakal kabuğu rendesi, karanfil suyu ve en son şeker eklenip, bir taşım kaynatılır.
Çam fıstıkları teflon tavada yağsız hafifçe kavrulursa daha güzel bir tat veriyor. Tarçın, ceviz, arzu edilen kuru yemiş ve nar ile süslenir.

İncir rengini karartığı için eklemiyorum. Hoşçakalın.

26 Ocak, 2009

ÇEDENELİ ÇÖREKLER VE AŞURE



Aşureyi geceden yapıp, akşam iş dönüşü benim için en zor kısım olan dağıtma işini gerçekleştirdik, M.Ali ile birlikte. Çedeneli çörekleri ise dün toplantı çıkışı kızkardeşime uğrayıp, toplanan aile fertlerinin ikramlarına bir çeşitte benden olsun diyerek yaptım.
Çedene bana çocukluğumu, annemin bahçemizde bize yaptığı kavurgaları hatırlatıyor. Kavurga dışında kullanılışını önceki sene Konya ziyaretimiz sırasında kaldığımız otelin kahvaltı da ikram ettiği çıtır çubuklarında görmüştüm. Sivas'tan aldığım çedenelerden düşen payının hala dolapta beklediğini görünce poğaça yerine çedeneli çörek yaparak, ikramlarına ekledim Filiz'in.


Pratik ve beğenilen bir tarif oldu çedeneli çörekler.

- 2 bardak ılık sütü, 1 bardak eritilmiş katı yağ, 1 yumurta akı, karbonat ve un ilavesi ile yumuşacık bir hamur yaptım.
- Yarım çay bardağı sıvı yağ ile birazcık un ekleyerek tekrar karıştırdım. (Böylece daha bir lif lif görünüm arzediyor çörekler.)
- Yumurta sürüp, çedeneleri serperek, 200 derece fırında pişirdim.

Aşureyi yarın bir sonraki postta anlatayım, sağlıkla kalın, hoşçakalın...

19 Ocak, 2009

AYRANLI POĞAÇA -YOĞRURMADAN EKMEK


Çocuklara hafta sonu için bir ev ekmeği, bir de farklı bir tarifte poğaça yapmak istediğim bir cuma akşamı, yoğurmadan ekmeğe portakalağacında rastladım. Eve gider gitmez önce ekmek hamurunu hazırlayıp, bir kenara aldım. Ertesi sabah, gerekli aşamalardan sonra fırına verdim. Sonuçta; tadı Sapanca Altındere Alabalık tesislerinde sunulan ekmeklere benzeyen, doğal, leziz ve kolay bir ekmeğim oldu. Teşekkürler portakalağacı!

Akabinde, tarif defterinde gördüğüm ayranlı poğaça hamurunu hazırlamaya koyuldum. Tarifte kabartma tozu kullanılmıştı. Ben, mayalı hamurlardan hoşlandığım için instant maya kullandım. Bir de yine tarifte olmayan ılık su ekledim. Poğaça hamurunu ertesi sabah kullanmak üzere buzdolabına kaldırdım.

Tariflere geçmeden, tüm Gazze'li çocuklara, annelere, insanlara dualarınızı, maddi-manevi yardımlarınızı esirgemeyin lütfen. Katılmak isteyen olursa, elbistanlım.blogcu.com'da fetih suresi okuma etkinliği yapılmakta. Hoşçakalın, tüm çocuklar, anneler, aileler yuvalarının sıcaklığını kaybetmesin, insanlık, vicdan ve merhamet kazansın.

Yoğurmadan Ekmek için; http://www.portakalagaci.com/oburcuk/2008/12/yo%C4%9Furmadan-ekmek.html bakılabilir. Tarife birebir uyarak yaptığım için tekrar zikretmeye gerek duymadım.

Ayranlı Poğaça:

- 1 su bardağı özeme olarak tabir edilen koyu ayran

- 1 paket eritilmiş margarin.

- 1 çay bardağı sıvı yağ

- 1 su bardağı kaynar su. (Yoğurt buzdolabında olduğu için, ılık bir maya karışımı temini için)

- 3 yemek kaşığı şeker

- 1 tatlı kaşığı tuz

- 1 instant maya, mahlep ve beyazı içine, sarısı dışına bir yumurta.

- Yumuşacık bir hamur elde etmek için aldığı kadar un.

YAPILIŞI:

Yumurta sarısı hariç, tüm malzeme ile yumuşacık bir hamur yapıp, üzerine nemli bir bez örterek buzdolabına kaldırdım. Cumartesi sabahı şekil verip, 200 derece fırında pişirdim. Çocuklar, lezzetli, puf kabaran poğaçaları çok beğendiler.

12 Ocak, 2009

' BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABAHI?'

Söylenmedik birşey kaldı mı bilmem...



"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" cümlesi bundan öte bir durum için ifade edilebilir mi bilemem....

Bir tomurcuk gibi solan çocukları, hele önce ki gün görüp unutamadığım, yaşadığı olaylaron dayanılmaz acılığından elleri çırpınan küçük kızı gördükten, yüreğim dağlandıktan sonra, kendi çocuklarıma yemek yapıp, okşarken hissettiğim suçluluğu anlatabilirmiyim bilemem...


Yaprak gibi, fırtınaya tutulan bir yaprak gibi titriyordun çocuğum teselli edenin kalmışmıydı hayatta, kalsa bile bombalar yağarken başınıza nasıl teskin ediebilir bir çocuk bilemem...


Bu hal yaşandıktan sonra, paylaşamazdım burada çektiğim mutluluk görüntülerini çocuğum...



ÖLEN SEN DEĞİLSİN, ANNEN, KARDEŞİN DEĞİL, ÖLEN İNSANLIK, VİCDAN MERHAMET.


Çok yerinde söylenmiş bir söz, lakin sözden, ağlamaktan, ulaşabilmesi şüpheli yardımlardan başka ne yapmalıyız dualarımızdan başka bilemem.


Ey masum yürekler OSMANLI 1917' DE ÇEKİLİRKEN FİLİSTİN'DEN, İNGİLTERE DIŞİŞLERİ TOPRAKSIZ MİLLET YAHUDİLERİ DAVET EDERKEN MİLLETSİZ TOPRAKLARA, BU KADAR KANLA ISLANANACAĞINI BİLMEM KİMSE DÜŞÜNDÜ MÜ


Masum yüreklerin masum elleri yevmil mahşerde yakalarda olacak. 1948 de işgal edip, 1967 de iyice yerleşen yahudiler kana doyamadı Filistin'de.



İşgal ve vahşet! Fakülte de siyasi coğrafya da görmüştük, işgal hikayenizi. İşgal ve cinayeti 'orantısız güç kullanımı' olarak tarif ve cehalet bence.


Söylenecek çok söz var, lakin ne söylesem kar değil yaprak gibi titreyip, al renklere boyanarak uçan miniklere... Rabbim yardım etsin, insanlara bu vahşete dur demeyii nasip etsin insanlık, vicdan ölmesin. Akif'ten bir şiirle veda etmek istiyorum. Dualarla kalın...



YÂ RÂB BU UĞURSUZ GECENİN YOK MU SABÂHI?

"İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden,
bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
(A’râf 155)

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
"Yandık!"diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,

Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...

Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın

Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?

Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?

Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?

İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!



Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!

Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!

Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!

Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok!

Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart

06 Aralık, 2008

Kurban Bayramı

Kurban Bayramınızı tebrik eder, dostluğun, insani değerlerin ve paylaşımın en üst seviyeye ulaşmasını dilerim. Büyüklerimizin, fakirlerimizin, hastalarımızın ve de biribirimizin ziyaret edildiği bir bayram olsun. Uzaklardaki kardeşlerimiz Serra'cığım ve niceleri bayram tadını yaşasın.

12 Kasım, 2008

Tevfik Fikret'in Evinden Atatürk Arboretemu'na (Bitki Müzesi)-2




Bir alt postta burada devam edeyim, görüntülerin hepsini ekleyemedim diğerine.
Belgrad Ormanlarının yanı başında yer alan bitki müzesi ile ilgili aşağıdaki adresten detaylı bilgi almak mümkün. Ben en kısa zamanda, bebeğimizin en müsait olduğu vakitte ziyaret etmek istiyorum. Istanbul'da bir cennet sözünü hakediyor izlediğim ve dinlediğim kadarı ile. Biraz yürümek gerektiği için bebişle geziyi ayrıca planlamam lazım.

http://www.altistanbul.com/360+Istanbulda-Bir-CennetAtaturk-Arboretumu.html
Tevfik Fikret'ten iki şiir paylaşarak sizlere veda etmek istiyorum. Güzel yerleri ziyaret edip, güzel düşünmemiz dileği ile tekrar hoşçakalın diyorum.

Bana Kimsin Diye Sorma Meleğim
Bana kimsin diye sorma meleğim
Pek güzel dinle de izah edeyim
Nam-ı naçizime `Fikret' derler
Şi're de nisbetimi söylerler
Kaldığım varsa da gah ekmeksiz
Kalmadım şimdiye dek mesleksiz
Nur bekler gibi nısf-ı şebde
Bekledim on iki yıl mektebde
Sonra çıktım ne için bilmeyerek
Bu da bir cilve-i baht olsa gerek
Bab-ı Ali'ye müdavimlendim
Ehl-i namus diye mimlendim
Şimdi bir hayli eser sahibiyim
Ahmed İhsan'da musahhih gibiyim
Saye-i lutf-i cihan-banide
Hocayım Mekteb-i Sultani'de
Öksüz
"Her gün mektebe gelirken
Kulübesinin önünden
Geçtiğiniz fakir kadın
Pek hastadır, belki yarın
Çocuğu öksüz kalacak;
Bilmem onu kim alacak?
Onlar içinDua edin!
"- Bugün derste hocaefendi
Bize bunları söyledi.
Kuzum anne,
Öksüz nedir?
- Öksüz, Öksüz... Ah!
Sen de birYarım öksüz değil misin?
Büyüdün de onun için
Söylüyorum; güzel ninen
Kaç yıl oldu bu alemden
Çekileli... ben halanım;
VakIa ben de ananım.
Baban asker, uzak yerde;
Kim bilir, hangi çöllerde
Sayıklıyor şimdi seni!
Görmedin nineciğini;
Sen dünyaya geldiğin gün
O dünyadan gitti, küskün.
- Ben onu hiç bilmiyorum.
- Evet, bilemezsin yavrum.
Görmedin ki...
- Yalnız bilsem,
Size benzer miydi, ninem?
-Hayır, benzemezdi, fakat
Biz sana benzeriz, şefkat;
Oksüzüz, ben de, baban da.
Bil ki evladım, cihanda
Yarım öksüzler pek çoktur.
Bil de teselli bul biraz.
Hayır, birlikte yaşamaz
Kimsenin anası babası.
Vatan, öksüzler anası
Yaşatırsak, bir o yaşar...
YaşasIn ta haşre kadar!

11 Kasım, 2008

Aşiyan Yollarından Atatürk Arboretumu'na..






Bizim küçük hanımın koleji hemen her yıl bir Aşiyan gezisi düzenleyip, Tevfik Fikret'in Edebiyat-ı Cedide müzesi olan evini ziyaret ediyorlar. Okul edebiyata çok önem veriyor, yönetim kurulu üyeleri ve kurucusu da edebiyatçı. Bizim küçük hanımın da edebiyata, özellikle şiire istidadından dolayı tercih etmiştik.



Arkadaşları ve öğretmenleri şiirlerini Tevfik Fikret'in tarzına benzetiyorlarmış ama ben pek farkedemedim doğrusu. Bir gün bir kaç şiirini paylaşırım sizlerle inşallah.


Okul bu kez Aşiyan'ın yanı sıra Belgrad Ormanı'nın yanı başında Atatürk Arboretumu'na (Bitki Müzesi) götürdü. Kızım çok beğenmiş, benim için aldığı görüntülerden bir kısmını ve aşiyan yollarından sözeden 'gönül penceresinden' eserini sizlerle paylaşmak istedim. Diğer postta da başka bir görüntü ile T. Fikret'ten bir şiir ekleyeceğim, hoşçakalın efendim.


gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin

bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin

madem ki son şarkının kırık bir güftesiydin

neden yarım bıraktın neden bırakıp geçtin

bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin


ne çok sevmiştim seni ne çok hatırlar mısın ?

aşiyan yollarından ses versem duyar mısın?

hâlâ beni düşünür ve hâlâ ağlar mısın?

bir bahar seli gibi yolumdan akıp geçtin

bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin

02 Kasım, 2008

Sonbahar





ADIM SONBAHAR



nasıl iş bu



her yanına çiçek yağmış erik ağacının



ışık içinde yüzüyor neresinden baksan



gözlerin kamaşır



oysa ben akşam olmuşum



yapraklarım dökülüyor



usul usul adım sonbahar










Bu yıl belki de yeni evin çevre şartlarından ilk kez son baharın bahar yüzünü hissettim.


Herşey sanki ilk bahar gibi yeşerip, coştu. Lakin dünyayı bilemeyen gençler gibi çiçek açmaya kalkan genç bir fidan hüzünle karışık duygular uyandır dı ben de. ...



Çok anlamam ağaçlardan, bilemem sonbaharda açan beyaz çiçekli bir fidan zamanında mı açmıştır?... Sadece özellikle bu sonbaharda yeni muhitte gördüğüm, fışkıran yeşillikler, yeniden büyüyen tazecik ebegümeçleri, evelikler... Eveliğe labada deniyor buralarda sanırım. Bizim evelik, yemlik memleketinde daha bir mayhoş tadı vardı... Behçemizde her yıl kendiliğinden biter, bat'a, sarmaya düşkün hemşehrilerimizden mahalle efradına toplayıp vermek zahmetinden dolayı kızardım birazcık. Her seferinde burası manav mı, ben bunların elamanımıyım, soğan topla ver, maydanoz biç ver, evelik ver, çorbalarının gözü pancarsız olsa olmaz mı diye isyan edecek olurdum, lakin Anneciğim'den hemen her seferinde aynı cümleleri duyardım. ' Senin geçmişlerin ayağı ile mi gitti ('Hiç mi ölün ölmedi mi' bazen de) biz ölsek bir tas su vermeyecek herhalde bu çocuk' sözleri eklenirdi. Tabii bu sözler bir hayli yerleşmiş yüreğime. İyi de olmuş. Çocukları başkaları için bir şeyler yapmaya, vermeye alıştırmak gerekiyor. Bizim fakülte de ki hocamızın rasyonel olmadığımız için kızardı ama herkes rasyonel olsaydı kim gidip vatan için can, millet için el verecek ti?..




Yine dalma derin konulara Semanur. Sadede gelelim lütfen... Bizim küçük delikanlıyı servise uğurlarken karşı arsada gözüme çarptı, yeşillikler içinde ak çiçekli bir fidan... Çok soğuk bir kış gününde eskinin o pek ısınmayan otobüslerinden birinde, şubat tatili sonrası buz tutarak, gecikmeli bir yolculukta otobüste çalan şarkı geldi hatırıma. O zaman pek kendimle özdeşleştirmiştim. Keşke şimdi evde olsaydım sıcacık evimizde, annemin dizi dibinde okusaydım da böyle donarak gitmeseydim saatlerce demiştim, Bursa'ya giden yeşil ve karlı yollara bakarak. Hoşçakalın.....




Ben bir küçücük ak tomurcuktum

Aklım ermedi kış günü açtım

Kara yellere açtım

Ala yellere bora yellere

kara yellere açtım


Yuvasız kaldım karlara düştüm

Sulasız çöle düştüm

Uçsuz bucaksız yollara düştüm

Yalan yollara düştüm

Duman yollara düştüm

30 Ekim, 2008

YASSAK KALKMIŞ!


Sakıncalı piyadelerin eksik olmadığı memleketimde blogger yasağımız kalkmış dostlar! Ben akcahan.blogcu.com'a başlamıştım bile. Daha olmadı bağımsız bir site mi açsam derken yasağın kalktığını öğrendim gazeteden. Güzel paylaşımlar dileği ile hoşçakalın a dostlar!

20 Eylül, 2008

BAYRAMINIZ ŞİMDİDEN KUTLU OLSUN


Sevgili Dostlar;
Bayramınız şimdiden kutlu olsun. Sevdiklerinizle birlikte, mutlu, huzurlu, güzel bir bayram diliyorum hepinize! Ramazan Bayramı ülkemize, islam alemine ve de bütün insanlığa güzellikler getirsin inşallah. Bir daha ki bayrama kadar daha çok sevgi olsun hayatımızda. İnsanlar hayır ve mutluluk ulaştırma da yarışsın inşallah. Fakirleri, hastaları daha çok gözetebilelim sene boyunca da. Ramazan ruhu bizimle olsun.
Güncelleme yapamıyorum, zira henüz net bağlantıları için telekoma uğrayamadım. Bebekli dışarı çıkmak bir hayli zormuş, unutmuşum. Yazı Ali'nin ve kızkardeşimin birer gün arayla olan ameliyatları ve Allah eksikliğini vermesin ziyaretimize gelen dostlarla geçirdim. Ali ile ben biraz da akrep burcu olduğumuzdan mı nedir, yeni ev ve muhite biraz zor alıştık. Bahçeli olması güzel esasında, seneye inşallah daha çok çiçek ve meyve ağacı dikeceğiz oğluşumuzla. Hepinize selamlar, bebiş ağlamaya başladı, fotoğraf netten. Taşınma sırasında kameramı kaybettim. Bayrama bu tatlıyı planlarken resmi görünce seçmek istedim. Güzel günler dileği ile hoşçakalın efendim.

21 Haziran, 2008

Göç Zamanı...


Taşınmak denmezdi ben çocukken... Karşı sıradaki kiralık evlerden göçerdi komşularımız, şimdiki evlerle kıyaslanmayacak kadar az eşya ile, küçük bir araba eşliğinde... Baharda göçmen kuşların gelişi kadar, komşu çocukların yeni bir ev ve mahalleye gidişi de ben de aynı heyecanı uyandırır, bir türlü yaşayamadığım bu hislere hayıflanırdım...
Rahatsızlık verilip, eski tabirle yaka silkinen insanların göçünün ardından bir küpün atılıp kırıldığını duyar, hayalimde canlandırırdım atılışını, orta boy bir turşu küpünün....
Ardı sıra küp atılmak da karizmanın yerle bir olması demek olduğunu anlardım hayret ve kınama dolu cümlelerden...
Bu konuda ki en uç örneği, geçtiğimiz yıl tarih öğretmenin Saim Çağatay Beyefendi anlatmıştı.
Olay yıllar öncesinin Hafik ilçesin de yaşanıyor. Okulda iken öğretmenimizden sık sık kullandığı ilginç deyimleri dağarcığımıza kaydettiğimiz rahmetli babannesi olayın kahramanlarından.
Dönemin kaymakamı haksız yere oğlunu tutuklar babannenin. Görüştürmez ve epey bir haksız muameleye tabii tutulurlar. Sonunda serbest kalır ama, anne yüreğinde yapılanı sindiremez. Gün gelir kaymakamın tayini çıkar, uğurlamaya katılan zevat ile birlikte atlara binilip yola revan olunur.
Kadıncağız tüm komşu evlerden kıştan kalma kömür tozlarını toparlayıp, büyükçe bir küpe doldurur. Üç-beş kuruş harçlık verip epeyce de bir çocuğu da yanına alır. Kaymakamın önüne ilçe çıkışına doğru çıkıp, Sivas'ın o meşhur ikindi rüzgarı eşliğinde küpü fırlatıp, kırar!.. Zevaton haykırmasını kaymakam durdurur. Bne hakettim, kadıncağız haklı der...
Evet dostlaaar, bu çala kalem yazımın sebebi, bugün yeni evimize taşınıyor olmamız. Ol sebepten yeniden nete bağlana kadar yazamayacağımı belirtmek. Ayrıyetten, taşınmak, hele de yirmi günlük bir bebek eşliğinde çoook zormuş.
Bebeğimizle ilgili güzel dileklerde bulunan tüm arkadaşlara yine ayrıca çok teşekkür ederim.
Hepinize güzel günler dilerken, sizleri Murathan Mungan'ın bir göç şiiri ile başbaşa bırakmak istiyorum. Hoşçakalın efendim...
Göç Yolları
Söyleyin dağlara rüzgara
Yurdundan sürgün çocuklara
Düşmesin kimse yılgınlığa
Geçit vardır yarınlara
Göç yolları
Göründü bize
Görünür elbet
Göç yolları
Bir gün gelir
Döner tersine
Dönülür elbet
En büyük silah umut etmek
Yadigar kalsın size
Yolverin kanatlı atlara
Sürgünden dönen çocuklara
Ateşler yakın doruklarda
Geçit vardır yarınlara
Dağılsak da göç yollarında
Yarın bizim bütün dünya

31 Mayıs, 2008

Hoşgeldin Bebek!

Ailemizin beşinci ferdi Zeynep Dilruba 29 Mayıs Perşembe günü aramıza katıldı. Fotoğraf kendisine ait değil,netten ama şaşılacak kadar benziyor. Tabii bizim ki çok minicik. Hoşçakalın...

28 Mayıs, 2008

Geldi Kiraz Mevsimi!


Geldi yine kiraz mevsimi! Yıllar sonra hadi ukde kalmasın içimizde diyerek başladığımız yüksek lisansda, iktisat sınavı sonrası cevaplarımı ve alacağım notu hesaplarken, bizim kışın balıkçı, yazın bir meyvenin birkaç cinsini sepet sepet sıralayıp, üzerinde kocaman bir ilanla, lütfen tatmadan almayınız yazan satıcımızın dükkanı civarına düştü yolumuz. Açıklı-koyulu renkleriyle ama henüz şu netten yabancı bir siteden aldığım şu görüntüdeki muhteşemliğe bürünmemiş kirazlardan birini işaret edip, alel-acele aldık. Dükkan yedi yolun çatında, yol genişletilmiş yaya yolundan dolayı sadece bir araça müsade ettiğinden çok seri olmak zorunda alıcılar. Akabinde bizim başkaban adayına yıkanmadan tadına bakmanın zaten doğru olmadığını anlatırken, çocukluğuma doğru gitti hayalim....
Okuldan eve pazarın içinden geçerek geliyorum... İlkokul birinci sınıf.. Başta kiraz olmak üzere meyve fiyatlarını inceleyerek geliyorum. İktisat ilmine olan istidadım bu yıllarda mı başlamış dersiniz :) Yok bana kalırsa daha önceden. Ablamın herkese dağıttığı bahçenin güllerini başta bebek olmak üzere, çeşitli trampa usulleri ile satışıma dayanıyor! Neyse kiraza gelelim. Eve geldiğimde kirazlar kız kardeşimle benim kulaklarıma küpe olur, geri kalanlarda mideye tabii.
Bir ara, meyve fiyatları çok pahalı geldi. Neredeyse hepsi beş lira olmuş. Halbuki iki-üç liraydı bunlar... O dönem Demirel Başbakan- daha sonra nerede ise ben yolun yarısına doğru ilerledim, hep onlar başbakandı ya neyse- Bu fiyat artşının sorumlusu olarak O'nu görüyorum ve bu büyükler nasıl oy verip, seçiyorlar diye düşünüp duruyorum... Ben düşünüp dururken Dürdane isimli bir kız babam O'na veriyor oyunu diyor. Şaşırıyorum, baban kiraz fiyatlarını görmüyor mu diyorum.
Benim ekonomi ölçüm kiraz fiyatları ile başladı... Midemi bozarcasına yediğim kirazlarla... Şimdi düşünüyorum da, keşke hayat çocukluğumuzdaki kadar sade ve güzel olsa. Memlekete ait tek derdimiz kirazlar olsa... Dayatmacı zihniyet, herşeyin en iyisini sadece onlar bilir. Dönemin Ankara Valisi Tandoğan'ın ifadesinde olduğu gibi, " siz kim oluyorsunuz da kominizmi istiyorsunuz, kominizm gelecekse onu da biz getiririz!" zihniyeti. Çoğunluk olsa da azınlık hükmünde halkımız. Seçimimiz elitlerle uyuşursa bir kıymet ifade eder. Yoksa çoğunluk solda sıfır! Yaşasın erguvan çocukları! Onlar her zaman as!
Daha fazla uzatmadan bir kiraz şiiri ile başbaşa bırakayım sizi. Hoşçakalın, sağlıcakla kalın efendim!


Kiraz Tadında Geçti Çocukluğum
Adı konmamış bahçelerde
Kiraz tadında geçti çocukluğum
Özlemler iki dudak arasında
Sevdalar göklerde Değildi
Hiç küsmezdi çemberim
Gerçek tadındaydı evciliklerim
Eksik olmazdı hayatımdan
Çilek tadındaki arkadaşlıklarım
Gecem yoktu
Saf yürekli yırtık pantolonlu
Gündüzlerim çoktu
Kırmızı bisikletim olmadı
Güllerim hazanda hiç sararmadı
Sevda kokusunu
Yanık buğday tarlalarında
Yüremeyi çakıllı yollarda öğrendik
Kiraz tadında ismi olmayan
Bahçelerden geçtik
Umutlarımız sararmadı
Dostluklarımız dar yollarda tozlanmadı
İsmini bilmediğim kuşlar
Dut ağacımıza konmadı
Yokluk içinde umutlarımız tükenmedi
Çocukluğumuz yazılmamış bir eserdi
Su tadında, yağmur bereketiyle sulandı
İnsan ilişkilerimiz
Gözlerimizden anlaşılırdı özlemlerimiz
Ağzımızdan bir kere çıkardı sözlerimiz
Adı konmamış bahçelerde
Kiraz tadında geçti çocukluğum
Artık büyüdük
Her bir şeyi çürüttük
Sahte düdüğünü çaldık
Her şeyi çabuk tükettik
Artık kiraz tadında çocukluklar yok
Bilmediğim isimler lügatimde çok

Ozan Çelebi