17 Ekim, 2006

BİZİM KİLER, BİZİM RAMAZANLAR

Bugün sayfamda misafir bir kalem var. Saygıdeğer Fatma PEKŞEN Hanımefendi'nin yayınlamam için gönderdiği bir yazı. Kendisi yayımlanmış kitaplarının yanı sıra; www.blogcu.com/mutfaksolisti adlı bir sayfası ile aramızda bulunmakta. Fatma Hanım'a teşekkürlerimi arzederken, taraklar ve yemenilerden de kısaca bahsedeyim. Sivas'a özgü kemik taraklar ve yemeniler. Üste görülenler gelin çeyizleri için hazırlananlardan. Tarak ve yemeni dışında gümüş işlemeciliği, Sivas bıcağı, ağızlık ve isimlikler halen yaşayan el sanatlarından.Yapılan bir araştırma da,koç boynuzundan mamül tarakların kepeklenmeyi önlediği tesbit edilmiş. Hoşçakalın.


BİZİM KİLERLER, BİZİM RAMAZANLAR


Büyükler, günler günleri, haftalar haftaları kovalarken, “uşak şu takvime bakın hele, iramazana kaç gün kalmış?”derler günün birinde.
Eee, kültürümüzde büyükler bir şey rica eder de küçükler itaat etmez mi? Uçlarının kıvrılması pahasına takvim dallanır, kaç gün kaldığı söylenir. Büyük, şöyle bir içinden hesap eder, sonra da düşündüklerini aile efradına açıklama ihtiyacı duyar.
“İramazana bir şey kalmamış. Temizliğin, mutfak hazırlığının zamanı gelmiş. Yarından tezi yok, kolları sıvayalım”
Soyulmuş sarımsaktan, doğranmış soğana kadar aklınıza gelebilecek her türlü gıdanın market raflarında, taze gelin gibi kurum kurum kurulmadığı dönemler bunlar... Küçük yerlerde sadece çarşılarda bulunan, büyük yerlerde ise mahalle aralarına serpilmiş, “Kanaat Bakkalı veya Aile bakkalı”nın cazibeli olduğu günler. Yani misafir geldiğinde, bir koşu gidilip A’dan Z’ye, o sevimsiz market arabalarını doldurarak, “yüz ağartılabilecek” imkânın hayâl olduğu dönemler... Kısacası, eğer tedarikli değilsen, eğer sırtını dayayabileceğin bir kilerin yoksa, darda kalınacak, üstüne üstlük de “beceriksiz, hiç hazırlık yapmamış. Bir misafir gelince eli ayağına dolaşıyor” damgasını yiyebileceğiniz zamanlar...
“Kırk işçi, bir başçı” misalinde olduğu gibi, büyükhanımın emriyle yapılan hazırlıklara başlanır artık. Tıpkı sizin oraların Ramazan hazırlığı gibidir bizim buralarınki de... Yani önlükler önlere bağlanmaya, (eğer baharsa, evde kışlıklar tükendiyse, sırf Ramazan için) hamurlar yoğrulmaya başlanır. Bir çok evden oklava, hamur tahtası, sac sesleri gelmeye, erişteler kesilip, kuskuslar yuvarlanmaya, yufkalar açılıp, kavurmalar kavrulmaya başlanır artık.
Eğer hazırlıklar avlunun bir köşesindeki “tandırbaşı”nda yapılıyorsa, komşu avluya “huuu, Hatçe Hatun kolay geleee. Ne iş görüyorsunuz?” diye seslenilmesi olağan şeylerden biri durumuna gelecektir. Eee, bu Hatçe Hatunsa karşısındakinin altında kalmayacak, kapı bir komşusunun hatırını, duvar gerisinden de olsa sorarak, gereken düzeni sağlamaya devam edecektir. Ne demişler, “musallaya gidene kadar komşu suali var”
“Huu, Ayşe Hatun, size de kolay geleee. Biz de gelinlerle kızlar toplandık, Ramazan’a yufka açıp kurutalım dedik. Bizim Çavuş Efendi pek sever. Nazlı’yı duvar dibine yolla da sıcak yufka verelim”
Hatçe Hatun tarafından ekmek çapuduna sarılarak gönderilen sıcak yufka dürüm yapılarak, Ayşe Hatun ve ev şenliği tarafından çabucak, minnet duyularak yutulacaktır elbette ama o ekmek çapuduna, taze ovalanmış kuskus ya da erişte konularak geri gönderilerek, “komşu hakkı” da gözetilecektir ister istemez.
O duvar diplerinde çok oklava sesi, çok sac sesi kendi dillerince Ramazan’ a sevinecek, ev sahiplerinin neşesine ortak olacaktır ama asıl ev sahipleri daha bir mutlu olacaklardır bunları yaptıklarına.
Öyle ya, sahurun hazırlığı, sabah namazı, mukabele filan derken gün ağarırken döşeğe girilmiş, yeteri miktarda uyku alınmadığı için, -hele ilk günler- “tuzsuz helva gibi” sallanılıp durulmuştur. Bir de “onbir ayın sultanı”na lâyık olma durumu var dır ki, ibadeti ibadete ulama, mümkün mertebe bu sayılı günleri değerlendirilme söz konusu olduğundan, mutfakta zaman öldürmek yerine birkaç gün evvelinden harıl harıl yapılan o mis gibi yufkalara, eriştelere, kuskuslara koşulacaktır. “Oh, ne iyi ettik de şu hamur işlerini yaptık. Bak kayıtsızca oturup, tespihimizi çekiyoruz, Kur’an’ımızı okuyoruz. Bak bugün kaç komşuya mukabele dinlemeye gittik. Çok ayıp ediyorum ama bazı kazaya kalan namazlarım vardı, onları bu mübarek günde kılıyorum. Allah kabul ederse inşallah, çifte sevap alırım. İyi ki bu kilerlerimiz var” yollu sözlere rastlayabilirsiniz.
Hem yaşlılar vara yoğa çarşıya koşulmasına razı olmazlar pek. “Erkek seldir, kadınsa göl. Erkeğin getirdiğini kadın titizlikle idare edecek, koruyacak ki dirlik olsun bereket olsun” derler. Öyle ya, Hacı Efendinin camii çıkışı koluna bir ihtiyarı takıp, “hadi birader, bizim fakirhaneye gidip birer kahve içelim” diyesi tuttu. Az evvel sizin de teravih kılıp yeni girdiğiniz eve beklenmeyen misafirin gelişini gördünüz, Hacı efendi, meramını anlattı, eliniz ayağınıza mı dolaşacak? Sahura dinç kalkmak gayesiyle erken yatmaya karar kılan bitişik komşunuzun kapısını tıklatıp, “aman komşu, bize bir fincan ödünç kahve verir misin? Hacı Efendi bir misafir getirmiş” mi diyeceksiniz?
Tabii ki demeyeceksiniz! O gün görmüş kadınların tavsiyesine uyarak evden eksik edilmeyen, “n’olur n’olmaz” diye saklanan kahveye koşacaksınız elbette. “Allah yenilen içilen eve verir” misalinde olduğu elbette hanelerinize bereket vermiştir, bolluk vermiştir ama bazen de olmadığı gün olur. Osmanlı kültürüne bağlı olarak, Anadolu içlerinden Rumeli’ne kadar her yerde varolan, seferberlikte insanımıza arka olan kiler alışkanlığı ne güne duruyor?
Sair günlerde de imdat simidi durumunda olan, sizi, o asık suratlı market arabalarına muhtaç etmeyen kiler, olanca güleçliğiyle, olanca sevecenliğiyle, cömertçe daha önce –kışa hazırlık yapan karınca misali- hazırladığınız nevaleleri birer ikişer koynundan çıkaracaktır.
Eee... boşuna mı söylemiş eskiler, “yazın başı kaynayanın kışın aşı kaynar” diye. Buyurun örnekler ortada. Mis kokulu, nanelerin, reyhanların, kekiklerin kapı artlarına asıldığı, hevenk hevenk üzümün, eriğin, kokusu odalara taşan elmaların, armutların, her türlü bakliyatın, bulgurun, unun önceden alınıp saklandığı kilerler, kış günü aş kaynatmaz da ne kaynatır? Bol zamanında çok ucuza alınıp, şişeleri renklendiren konserveler, reçeller, tarhanalar filan, sizin Ramazanda olduğunuzu farkederler. İftarda iftara göre, sahurda sahura göre, teravih sonrası o saate göre size hizmet ederler.
İftara çağrılan misafirler, kapıya gelen –ya da gelmeyen- yoksullara yapılan yardımlar, hep bu koca göbekli kilere dayanılarak yapılır. Ola ki, iftara sadece size yetecek kadar yemek yaptınız da “çat kapı” yapan bir Tanrı misafiriniz oldu. Hemen erişte kutusunun başına geçilerek, şöyle kayar suya atıp beş dakika içinde herkese yetecek kadar erişte pilavı yaptınız. Yanına da bir ayran çalkaladınız, bu kilere minnet duyulmaz da ne duyulur şimdi?
Kulağımızı verip dinlesek mi?
Ramazan bereketiyle renklenmiş akideler, dualı tespihlerle aynı cepte koyun koyuna yatıp, “ilk orucunu tutan” bir çocuğa saklanan cevizler, fındıklar, kilerdeki hemcinsleriyle belki de anlamadığımız bir dille konuşup, “şu Ramazan’a ne iyi oldu da bu evde , bu şehirde, bu iyi insanlarla girdik” diye sohbetler etmektedirler kimbilir?
Belki, teravih de omuz omuza oturan iki ihtiyarın birbirlerine ikram ettiği pestili fısıldayarak kilerde şenlik yapmaktadırlar, bilemeyiz?
O kilerler, önüne sardunyalar dizili bir pencerenin açılıp, sokağa doğru bağrılarak, “Ahmeeet, Aliii, oyunu bırakın artık. Topa beş dakika var”diye çınlanışını daha çok duyacak, daha çok oklava, sac tıngırtılarına edecektir...
Sizce de öyle değil mi?
Fatma PEKŞEN


Posted by Picasa

11 yorum:

fatma dedi ki...

en başta ben teşekkür edeyim size. memleketimize hizmet ettiğiniz ve yazayı yayınladığınız için. hayırlı iftarlar...

Serra dedi ki...

emailin devamini okumaya gelmistim , Fatma hanim'in guzel yazisiyla karsilastim. SOnra bir de O'nu ziyaret ettim. Cok guzel hikayeler.

sennur dedi ki...

Sevgili Semanur,
Öncelikle senin vasıtanla Fatma Hanım'a,o güzel anlatımı için teşekkür ederim, bir solukta okudum, yüreğine, birikimine sağlık, ziyaretine gideceğim
Sevgiyle kal

nalan dedi ki...

Çok hoş bir yazıydı ,paylaşımı için Fatma hanıma ve sana teşekkür ederim Semanurcum...

Sonia dedi ki...

Gercekten harikaydi. Hikaye de bir gercegi yansitiyordu. Kilerde birsey eksilmesin diye caba gösteririm.Bende eskilerden mi kaldim acaba?
Cok keyif aldim.
Tesekkürler Fatmanim,
tesekkürler Semanur.
Sevgiler Sonia...

NAZLICA dedi ki...

Sevgili Semanur;Fatma hanım'a çok teşekkürler. Birbirine giderek yabancılaşan bir toplum olarak,geçmişimizi,geleneklerimizi daima hatırlamak ve örnek almak gerektiği düşüncesindeyim.Kadınlarımıza çok önemli görevler düşüyor.Herbirimiz bu örneklerin ışığında çok iyi örnekler olarak çocuklarımıza yol göstermeliyiz. Sağol paylaşımın için sevgili arkadaşım.Çok öpüyorum

damak tadı dedi ki...

Sevgili Semanur'cuğum,
Canım yine harikasın sen..Senin sayende Ftama hanımı tanımış ve sayfasına şöle bir göz atmış oldum..Çok teşekkürler o güzel akıcı ve soluksuz okuduğum yazısı için..Sonra da sana tabiiki en kocamanından bir öpücük ve teşekkür tatlı arkadaşım benim.O taraklardan sevgili rahmetli ananemin vardı,o tarağı yere göğe koyamazdı çok değerliydi onun için.Fatma hanımda ne kadar güzel anlatmış eskileri böyle insanın içi bir hoş bir buruk oldu,gözlerim doldu..Çok şeyleri anlattı bana..Hadi koş kilerden şunu al gel üff ya hep ben gidiyorum birazda sen gitsen ve buna benzer daha neler neler..İyi ki varsınız.Şimdi iki gözü iki çeşme eve gidiyorum.Harika idi,sayfası da çok güzel arkadaşlar iftardan sonra hep birlikte merhaba diyelim.Semanur tatlım çok öpüyorum,hepinize hayırlı iftarlar..Sevgiler..

öznur dedi ki...

Semanurcum Fatma hanimda sanada güzel yazilar icin tesekkürler,okumaktan büyük bir zevk aldim,ikinizinde kalemine eline saglik.
Simdiden mubarek kadir gecenizi k
utlarim,Allah dualarini kabul etsin
öznur

nalan dedi ki...

Semanur senin ve tüm ailenin KADİR GECESİ mübarek olsun canım !

akçahan dedi ki...

Güzel yorumlarınız için ben teşekkür ederim arkadaşlar. Hayırlı kandiller.

candan dedi ki...

Öncelikle Fatma hanıma bu güzel yazı için sonrada size böyle güzel bir yazıyı paylaşıma açtığınız için teşekkür ederim hayırlı kandiller.
sevgilerimle